وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًٔا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

“Es steht keinem Gläubigen zu, einen (anderen) Gläubigen zu töten, es sei denn aus Versehen'. Und wer einen Gläubigen aus Versehen tötet, (der hat) einen gläubigen Sklaven (zu) befreien und ein Blutgeld an seine Angehörigen aus(zu)händigen, es sei denn, sie erlassen (es ihm) als Almosen. Wenn er (der Getötete) zu einem euch feindlichen Volk gehörte und gläubig war, dann (gilt es,) einen gläubigen Sklaven (zu) befreien. Und wenn er zu einem Volk gehörte, zwischen dem und euch ein Abkommen besteht, dann (gilt es,) ein Blutgeld an seine Angehörigen aus(zu)händigen und einen gläubigen Sklaven (zu) befreien. Wer aber keine (Möglichkeit) findet, (der hat) zwei aufeinanderfolgende Monate (zu) fasten - als eine Reueannahme von Allah. Und Allah ist Allwissend und Allweise.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre ayetteki 'kavim ile aramızda ahit bulunan' kişinin öldürülmesi durumunda, bu kişinin mü'min mi yoksa kâfir mi olduğu konusunda müfessirler arasında ihtilaf vardır; bir grup onun kâfir olduğunu ancak kavmiyle olan ahit sebebiyle diyetinin gerekli olduğunu söylerken, diğer grup onun mü'min olduğunu ve diyetinin müşrik kavmine ödeneceğini söylemiştir. Taberî kendisi, Allah'ın bu kişinin durumunu mü'minler arasındaki maktul için yaptığı gibi 'وهو مؤمن' diyerek açıkça belirtmediğini, bunu kapalı bıraktığını belirterek, bunun ehl-i ahd'den olan maktulü kastettiği görüşünü tercih ettiğini aktarır. Ayrıca ayetin Ayyaş b. Ebî Rebîa'nın kıssasıyla ilgili nazil olduğu rivayet edilmektedir.

قال أبو جعفر: وأولى القولين في ذلك بتأويل الآية قول من قال: عنى بذلك المقتول من أهل العهد، لأن الله أبهم ذلك، فقال: ولم يقل: وهو مؤمن كما قال في القتيل من المؤمنين وأهل الحرب؛ أو عنى المؤمن منهم وهو مؤمن.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, keffâret olarak köle azadında ümmü'l-veled, müdebber ve bir kısmını ödemiş olan mükâtebin yeterli olmayacağını, hiç ödeme yapmamışsa yeterli olacağını belirtir. Ayrıca oruç veya azat sırasında cima meselesinde Ebû Hanife, Ebû Yûsuf ve Muhammed arasındaki görüş farklılıklarını, fakirlere yedirmede verilecek miktarı ve keffâretlerde temastan önce/sonra hükmün değişip değişmediğini fıkhi ihtilaflar çerçevesinde açıklar.

ولا تجزى أم الولد والمدبر والمكاتب الذي أدى شيئا ، فإن لم يؤد شيئا جاز . وعند الشافعي : لا يجوز
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Râzî, hatâen adam öldürme âyetinde geçen keffâret hükümlerini tartışıyor; diyet ve kölenin âzâd edilmesi yükümlülüğünün katilin kendisine ait olduğunu, âyette geçen 'mü'mine' kaydının Şâfiî'ye göre azad edilecek kölede şart olduğunu ve mükâteb kölenin bu hükme dahil olup olmadığını inceliyor. Ayrıca âyette zikredilen tövbe kavramının, hatâen öldürmede meydana gelen pişmanlık ve nedamet anlamına geldiğini belirtiyor.

أن المؤمن إذا اتفق له مثل هذا الخطأ فانه يندم ويتمنى أن لا يكون ذلك مما وقع فسمى الله تعالى ذلك الندم وذلك التمني توبة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, ayetteki 'meçhul/mü'min' kaydının nekre kullanılışının belirli bir diyet miktarı gerektirmediğini, ayrıca kefaretin öldürülenin mü'min olup olmadığı konusunda müfessirler arasında ihtilaf bulunduğunu aktarır. Metinde İbn Abbas, Şa'bî, Nehaî ve Şafiî'nin görüşüne göre bu hükmün zımmî ve muâhid için geçerli olduğu, ancak sonradan 'berâe' ayetiyle neshedildiği belirtilir. Kadının diyetinin erkeğin yarısı olduğu konusunda ise âlimlerin icmâ ettiği, bunun kadının miras ve şahitlikteki payının yarım olmasına bağlandığı aktarılır.

على لفظ النكرة ليس يقتضي دية بعينها وقيل : هذا في مشركي العرب الذين كان بينهم وبين النبي عليه السلام عهد على أن يسلموا أو يؤذنوا بحرب إلى أجل معلوم : فمن قتل منهم وجبت فيه الدية والكفارة ثم نسخ بقوله تعالى : براءة من الله ورسوله إلى الذين عاهدتم من المشركين
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'illâ hataen' ifadesi, mü'minin bir mü'mini kasten öldürmesinin yasak olduğunu, ancak hata ile öldürmenin farklı bir hükme tabi olduğunu belirtir; hata, fiile veya şahsa yönelik kastın bulunmaması ya da ruhun çıkmasının kastedilmemesi olarak tanımlanır. Ayrıca ayetin, Ayyâş b. Ebî Rebîa'nın, Müslüman olduğunu bilmediği Hâris b. Zeyd'i öldürmesi olayı üzerine indiği aktarılır. Kefaret olarak köle azad etme, oruç ve diyet hükümleri; öldürülenin mü'min, düşman kavimden veya antlaşmalı bir kavimden olmasına göre farklılaşır.

والخطأ ما لا يضامه القصد إلى الفعل أو الشخص أو لا يقصد به زهوق الروح غالبا، أو لا يقصد به محظور كرمي مسلم في صف الكفار مع الجهل بإسلامه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre öldürme keffaretinde köle azat etmenin iman şartıyla kayıtlı olması, zıhar keffaretindeki mutlak ifadenin de bu kayda hamledilmesini gerektirir; zira her ikisinde de vacip olan şey aynıdır (rakabe azadı). Ayrıca kısas ayetinde kısasın kısas edilenin durumuna göre (mümin-kafir, zimmi-harbi) farklılaştığı, diyetin ise beşte bir taksimle vacip olduğu ve akile üzerine terettüp ettiği belirtilir.

فحمل الشافعي رحمه الله ما أطلق ههنا على ما قيد هناك لا تحاد الموجب وهو عتق الرقبة

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayetin hataen adam öldürme durumunda keffaret (köle azadı, oruç, diyet) hükümlerini düzenlediği konusunda birleşir; ayrıca öldürülenin statüsüne (mü'min, zimmî/muâhid, harbî) göre hükmün farklılaştığı ve Ayyâş b. Ebî Rebîa kıssasının nüzul sebebi olarak zikredildiği ortak noktalardır.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî rivayet ağırlıklı olarak 'ehl-i ahd'den maktulün' mü'min mi kâfir mi olduğu ihtilafını ve ayetin nesh edilip edilmediğini tartışırken; Zemahşerî, Râzî ve İbn Kesîr daha çok fıkhi-mezhebi ayrıntılara (Hanefi-Şâfiî görüş farkları, mükâteb kölenin hükmü, mutlak-mukayyed lafız tartışması) eğilmiştir. Beydâvî ise dil/gramer tahliline (istisna, hal, mef'ûlün leh) ağırlık vererek 'hata' kavramının tanımına odaklanmıştır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayetler arası tercihe dayalı temkinli bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî, Râzî ve İbn Kesîr gibi müfessirlerde mezhepler arası fıkhi istidlal yöntemleri daha sistematik hale gelmiş, Kurtubî ve Beydâvî bu birikimi rivayet-dirayet dengesiyle harmanlamıştır; temel mesele (hata ile öldürmenin farklı hükme tabi olması) sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayetin sunduğu keffaret ve diyet hükümleri, bir hatanın telafisinde nedamet, sorumluluk alma ve toplumsal dayanışma ruhunu hatırlatır. Farklı toplulukların (mü'min, zimmî) haklarının gözetilmesi, günümüzde hoşgörü ve adil davranış bilincine dair genel bir ilke olarak düşünülebilir; hata ile kasıt arasındaki ayrım ise ahlaki sorumluluk bilincinin inceliklerine işaret eder.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben