أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا

“Wo immer ihr auch seid, wird euch der Tod erfassen, und wäret ihr in hochgebauten Türmen. Und wenn sie etwas Gutes trifft, sagen sie: "Das ist von Allah." Und wenn sie etwas Böses trifft, sagen sie: "Das ist von dir." Sag: Alles ist von Allah. Was ist mit diesem Volk, daß sie beinahe keine Aussage verstehen?” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'tâirühüm' ifadesi ile kastedilen şey, insanların uğursuzluk saydıkları darlık ve kıtlık gibi hallerin gerçek sebebinin Allah katında yazılı olan amelleri olduğu; kişi öldükten sonra da Allah'ın vaadi gereği bu amellerin karşılığını göreceğidir. Ayrıca bu ifade, Allah'ın gökte ve yerde cari olan emrinden kaçılamayacağı, dolayısıyla yerden veya gökten bir belanın insanları bulabileceği anlamına da gelebilir.

ألا إنما سبب شؤمهم عند الله وهو عملهم المكتوب عنده الذي يجري عليهم ما يسوءهم لأجله ، ويعاقبون له بعد موتهم بما وعدهم الله
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki 'hasene' ve 'seyyie' lafızları hem dünyevi nimet/musibet (bereket-kıtlık) hem de itaat/isyan anlamını kapsayacak şekilde geneldir; çünkü Râzî 'küllü' lafzının umum ifade ettiğini belirterek tüm iyilik ve kötülüklerin, dolayısıyla itaat ve masiyetlerin de Allah'tan olduğunu savunur. Buna karşı öne sürülen itirazlara (âyetin sadece kıtlık-bereket hakkında indiği, dil kullanımı, müşterek lafız meselesi) müfessir tek tek cevap vererek genel/umum anlamın korunduğunu ispatlamaya çalışır.

ولما ثبت بما ذكرنا أن الطاعات والمعاصي داخلتان تحت اسم الحسنة والسيئة كانت الآية دالة على أن جميع الطاعات والمعاصي من الله وهو المطلوب
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, ayetteki 'lafzatullah'ın Râzî'nin görüşüne göre asla türetilmiş bir isim olmadığını, Halîl, Sîbeveyh ve çoğu usulcü ve fakihin de bu görüşte olduğunu nakleder. Bu görüşün delili olarak, eğer türetilmiş olsaydı bu manada başkalarının da ortak olacağı ve diğer isimlerin (Rahman, Rahim, Melik, Kuddüs gibi) O'na sıfat olarak zikredildiği, bunun da türetilmemiş olduğuna delalet ettiği belirtilir. Ayrıca ayette geçen 'şedîd/müşeyyed' kelimesinin müstahkem, yüksek ve sağlam kaleler anlamına geldiği, ölümden kaçışın mümkün olmadığı vurgulanır.

وقد اختار الرازي أنه إسم غير مشتق البتة قال وهو قول الخليل وسيبويه وأكثر الأصوليين والفقهاء ثم أخذ يستدل على ذلك بوجوه منها أنه لو كان مشتقا لاشترك في معناه كثيرون ومنها أن بقية الأسماء تذكر صفات له فتقول الله الرحمن الرحيم الملك القدوس فدل أنه ليس بمشتق
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre âyet, insanların başlarına gelen iyiliği (nimet, bereket gibi) Allah'a, kötülüğü (kıtlık, musibet gibi) ise Peygamber'e veya başka bir sebebe nispet etme tutumunu eleştirmektedir; nitekim Yahudiler de Hz. Peygamber'in Medine'ye gelişinden sonra meyvelerin azaldığını ve fiyatların yükseldiğini söyleyerek bu kötülüğü ona bağlamışlardır. Bu müfessire göre âyetteki 'kul küllün min indillah' ifadesi, hem nimetin hem musibetin Allah'ın irade ve takdiriyle gerçekleştiğini, O'nun dilediğini kısıp dilediğini genişlettiğini bildirir. Ayrıca metne göre bu kimselerin Kur'an'ı (kendilerine öğüt olan sözü) gerçek anlamda anlayıp üzerinde düşünmedikleri için bu hakikati kavrayamadıkları belirtilir.

وإن تصبهم بلية كقحط أضافوها إليك وقالوا إن هي إلا بشؤمك كما قالت اليهود: منذ دخل محمد المدينة نقصت ثمارها وغلت أسعارها. قل كل من عند الله أي يبسط ويقبض حسب إرادته.
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, 'buruc-i müşeyyede' (yüksek/sağlam kaleler) ifadesinin tevilinde ihtilaf nakleder: bazıları bunu tahkim edilmiş sağlam köşkler olarak, bazıları ise gökyüzünde bulunan belirli köşkler olarak anlamıştır. Ayrıca ölümden kaçışın mümkün olmadığı, insan nerede olursa olsun ölümün ona ulaşacağı, sağlam kalelerde tahassun etse dahi kurtulamayacağı belirtilir. Metin ayrıca kişilere isabet eden iyilik ve kötülüğün Allah katından olduğunu, bunun bilinmemesinin ise cehalet olduğunu açıklar.

فإن الموت بإزائكم أين كنتم، وواصل إلى أنفسكم حيث كنتم ولو تحصنتم منه بالحصون المنيعة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre 'Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile' ayeti, ölümden kaçmak isteyen münafıkları veya zayıf imanlı müminleri muhatap alır; onlara ecelin kesin olarak geleceği ve hiçbir tahkim edilmiş yapının bundan koruyamayacağı bildirilmektedir. Ayrıca 'burûc' kelimesinin tefsirinde müfessirler arasında ihtilaf nakledilmekte; çoğunluğa göre yeryüzündeki müstahkem kaleler ve saraylar, bir kısmına göre ise gökteki burçlar kastedilmiştir. Kurtubî bu ayetin ayrıca ecel konusunda Kaderiyye ve Mu'tezile'nin görüşünü reddettiğini belirtir.

أينما تكونوا يدرككم الموت ولو كنتم في بروج مشيدة فعرفهم بذلك أن الآجال متى انقضت فلا بد من مفارقة الروح الجسد

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu ayetteki 'küllün min indillah' ifadesinin, insana isabet eden iyilik ve kötülüğün nihai olarak Allah'ın irade ve takdiriyle gerçekleştiğini bildirdiğinde birleşir. Ayrıca 'burûc-i müşeyyede' (sağlam kaleler) ifadesinin, ölümden veya kaderden kaçışın imkansızlığını simgelediği hususunda da (Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr) ortak bir vurgu vardır.

Unterschiede

Zemahşerî dil/belağat eksenli iki anlam ihtimalini gösterirken, Râzî konuyu kelami bir tartışmaya taşıyıp taat ve masiyetin de Allah'tan olup olmadığını fıkhi-kelami delillerle temellendirir. Beydâvî ayeti tarihsel bir rivayetle (Yahudilerin Peygamber'e isnadı) bağlamsallaştırırken, İbn Kesîr dil tartışmasını Allah lafzının iştikakı meselesine yöneltir. Taberî ve Kurtubî ise 'burûc' kelimesinin gökteki mi yerdeki mi kastedildiği konusunda selef görüşlerini naklederek dilcilik ve rivayet ağırlıklı bir yöntem izler; Kurtubî ayrıca meseleyi Kaderiyye-Mu'tezile reddiyesine bağlayarak kelami bir boyut ekler.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessirleri (Taberî) ağırlıklı olarak selef rivayetlerini nakletmekle yetinirken, sonraki dönemde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî, İbn Kesîr) dil analizi ve kelami tartışmalar daha sistematik hale gelmiş, özellikle kader-irade meselesi mezhepler arası tartışmanın bir parçası olarak işlenmiştir. Temel anlam çerçevesi -iyilik ve kötülüğün Allah'tan olduğu, ölümden kaçışın mümkün olmadığı- dönemler boyunca sabit kalmış, sadece istidlal yöntemleri ve tartışılan yan meseleler zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu okumalar, insanın başına gelen sıkıntı ve nimetleri sağlıklı bir şekilde anlamlandırmasının, sabır ve tevekkül ruhunu güçlendirebileceğini düşündürür. Zorlukları dışsal sebeplere veya başkalarına yüklemek yerine hayatın bütününü kuşatan bir bilinçle karşılamak, hem bireysel ahlakta hem toplumsal ilişkilerde daha yapıcı bir tutuma zemin hazırlayabilir. Ayrıca ilim ile iman arasındaki uyumu arayan bir bakış, ölüm ve kader gibi evrensel gerçekleri bilimsel/akli çabalarla çelişmeden değerlendirmeye imkan sunabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben