ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
“diejenigen, die geizen und den Menschen befehlen, geizig zu sein, und verbergen, was Allah ihnen von Seiner Huld gewährt hat, - für die Ungläubigen haben Wir schmachvolle Strafe bereitet -” — Bubenheim & Elyas
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyet, insanın nimetler içinde yaşayıp bunların şükrünü eda etmekten aciz kalmasını, hatta bu acizliğine rağmen Allah'ın ihsanının kesintisiz artmasını konu edinir. Ayrıca âyetteki 'buhl' kelimesinin kapsamı tartışılır: kimine göre malla cimrilik, kimine göre ilim ve dinle cimriliği de içeren genel bir anlam taşır. Râzî, âyetin öncesindeki infak emriyle bağlantı kurarak, Allah'ın emrine uymayanların iki grupta toplandığını (malını hiç harcamayan bahil ile riya için harcayan) belirtir.
فكنا من أول عمرنا إلى آخره لا نزال نتزايد في درجات النقصان والتقصير واستحقاق الذم ، وهو سبحانه لا يزال يزيد في الإحسان واللطف والكرم ، واستحقاق الحمد والثناء
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre şeriatta kınanan cimrilik, Allah'ın kişiye farz kıldığı şeyi eda etmekten kaçınmaktır. İbn Abbas ve diğerlerine göre ayetteki maksat, kibir ve övünmeyi malda cimrilikle ve Tevrat'ta Muhammed'in vasfına dair indirilenleri gizlemekle birleştiren Yahudilerdir; bir başka görüşe göre ise infak ve imanları takiyye olan münafıklar kastedilmiştir. Zeyd b. Eslem, Âmir b. Abdullah el-Eş'arî ve Tâvus'un cimrilik tanımları (Allah'ın hakkını, sadaka ve hukukları, veya elindekini vermemek) birbirine yakın manalar taşır; ayrıca kalp ehli (ashâbü'l-havâtır) cimri ile cömert arasında, birinin men etmekten, diğerinin vermekten haz duyması ve birinin ancak istenince, diğerinin istenmeden vermesi şeklinde iki fark zikretmiştir.
والمراد بهذه الآية في قول إبن عباس وغيره اليهود فإنهم جمعوا بين الإختيال والفخر والبخل بالمال وكتمان ما أنزل الله من التوراة من نعت محمد صلى الله عليه وسلم وقيل : المراد المنافقون الذين كان إنفاقهم وإيمانهم تقية
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayetteki 'insanlara cimriliği emredenler' ifadesi dilbilimsel olarak 'من كان' ifadesinin bedeli, veya zem/ref üzere gelmiş bir sıfat olarak açıklanabilir; ayrıca 'kendilerine verilen fazl'dan kastın mal zenginliği veya ilim olduğu belirtilir. Bu kişiler Allah'ın nimetini gizleyip başkalarını da cimriliğe teşvik ettikleri için her türlü kınamayı hak etmektedirler. Ayette kâfirler için zamir yerine açık isim kullanılması, bu tür davranış sahiplerinin Allah'ın nimetine karşı nankörlük ettiğine ve bu nankörlüğün onları azaba müstahak kıldığına işaret eder.
وضع الظاهر فيه موضع المضمر إشعارا بأن من هذا شأنه فهو كافر لنعمة الله، ومن كان كافرا لنعمة الله فله عذاب يهينه كما أهان النعمة بالبخل والإخفاء
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, ayette geçen 'buhl' (cimrilik) kelimesinin dil açısından anlamını açıklar ve iki farklı kıraat vechinin (fetha ve damme ile) aynı anlama geldiğini belirtir. Ayrıca müfessirler arasında ihtilaf olduğunu aktararak, bir görüşe göre ayetin cimrilik yapan insanları, başka bir görüşe göre ise Hz. Muhammed'in vasfını Tevrat ve İncil'de bildikleri halde gizleyen Yahudileri kastettiğini nakleder.
وهما لغتان فصيحتان بمعنى واحد، وقراءتان معروفتان غير مختلفتي المعنى
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre küfür, Allah'ın nimetini örtüp gizlemektir; bu nedenle cimri, üzerindeki nimeti gizleyip inkâr ettiği için nimete karşı kâfir sayılır. Bazı selef âlimleri bu ayeti Yahudilerin Hz. Muhammed'e dair ellerindeki bilgiyi gizlemesi olarak yorumlamış olsa da, İbn Kesîr'e göre ayetin zahiri bağlamı akraba ve zayıflara yapılan infak ile ilgili olup mal cimriliğini konu almaktadır; ilim cimriliği ise buna evleviyetle dahildir.
والظاهر أن السياق في البخل بالمال وإن كان البخل بالعلم داخلا في ذلك بطريق الأولى
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'buhl' (cimrilik) kavramının kapsamını tartışır ve çoğu bunun hem mal hem ilim/dinle ilgili olabileceğini kabul eder. Ayrıca birçoğu ayetin Yahudilerin Hz. Muhammed'in vasfını gizlemesiyle ilişkilendirilebileceğini nakleder, ancak bunu tek anlam olarak sunmazlar; bağlamsal okuma (öncesindeki infak emriyle irtibat) ve rivayet zinciri ortak yöntem olarak öne çıkar.
Unterschiede
Râzî dilsel umum-husus tartışmasına ve infak bağlamına ağırlık verirken, Kurtubî rivayetleri (İbn Abbas, Zeyd b. Eslem vb.) ve tasavvufi ahlaki ayrımları (cimri-cömert farkı) detaylandırır. Beydâvî daha çok i'rab ve belağat tahliline yoğunlaşır; Taberî kıraat farklılıklarını ve nakli rivayetleri öne çıkarır. İbn Kesîr ise ayetin zahirinin mal cimriliğiyle ilgili olduğunu vurgulayarak Yahudi yorumunu ikincil sayar. Bu farklar, her müfessirin ait olduğu ekolün (dilbilimci, rivayetçi, kelamcı) yöntemsel önceliğinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî (erken dönem) rivayet ağırlıklı bir yaklaşım sergilerken, sonraki müfessirler (Râzî, Beydâvî) dilbilimsel ve kelami tahlilleri daha sistematik hale getirmiş, Kurtubî fıkhi-ahlaki boyutu genişletmiş, İbn Kesîr ise rivayetleri tekrar önceleyerek zahiri anlama dönüş vurgusu yapmıştır. Temel mesaj (nimeti gizleme ve cimrilik kınaması) dönemler boyunca sabit kalmış, ancak yöntem ve vurgu noktaları çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, sahip olunan imkanların (mal, bilgi, yetenek) başkalarıyla paylaşılmasının hem ahlaki hem toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Cimriliğin sadece maddi değil, bilgi ve hakikati paylaşmaktan kaçınma şeklinde de tezahür edebileceği düşüncesi, günümüzde eğitim ve dayanışma ruhuyla ilişkilendirilebilir. Bu bağlamda ayet, ilim ile cömertliğin bir arada yürümesi gerektiğine dair ihtiyatlı bir hatırlatma sunar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben