إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
“Die Annahme der Reue obliegt Allah nur für diejenigen, die in Unwissenheit Böses tun und hierauf beizeiten bereuen. Deren Reue nimmt Allah an. Und Allah ist Allwissend und Allweise.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre 'bi-cehâletin' ifadesindeki cehalet, kişinin günahın zararını ve Allah'ın o günahı işleyenler için hazırladığı cezayı bilmemesi anlamındaki cehalet değil, bilerek ve kasten günah işlemektir; zira Arap dilinde bir şeyi bilerek yapan kişiye 'cahil' denilmesi, ancak o şeyin kendisine getireceği fayda ve zararı bilmemesi anlamında caizdir. Tövbe kapısı, dünyada iken günah işleyip ölüm gelmeden önce pişman olup Allah'a dönen mü'minler içindir; ölüm anında (can boğaza gelince) yapılan tövbe ise kabul edilmez.
وأولى هذه الأقوال بتأويل الآية قول من قال: تأويلها: إنما التوبة على الله للذين يعملون السوء، وعملهم السوء هو الجهالة التي جهلوها عامدين كانوا للإثم، أو جاهلين بما أعد الله لأهلها. وذلك أنه غير موجود في كلام العرب تسمية العامد للشيء الجاهل به، إلا أن يكون معنيا به أنه جاهل بقدر منفعته ومضرته
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, tövbenin Allah üzerine 'vücûb' (zorunluluk) olarak kabulünün akli açıdan batıl olduğunu, kabulün ancak Allah'ın kerem, fazl ve ihsanı gereği olabileceğini savunur. Ayrıca ayetteki tövbe şartlarını (cehaletle günah işleme ve yakın zamanda tövbe etme) ele alarak, cehaletle günah işleyenin durumunun bilerek günah işleyenden daha hafif olduğunu, bu nedenle kabul vücubunun ilk kısma tahsis edildiğini açıklar. 'Karib' kelimesinin manasını da ecelin her an yaklaşabileceği ve insan ömrünün kısalığı üzerinden yorumlar.
واعلم أن القول بالوجوب على الله باطل ، ويدل عليه وجوه : الأول : أن لازمة الوجوب استحقاق الذم عند الترك
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, ayetteki 'bicehâletin' ifadesinin kapsamına dair farklı görüşleri nakleder: bazıları bunun küfür ve tüm günahları kapsadığını, kişinin masiyetten vazgeçmeden önce cahil sayıldığını söyler; İbn Abbas, Katade, Dahhak, Mücahid ve Süddî'ye göre kasıtlı ya da bilmeyerek işlenen her günah 'cehalet'tir. Ayrıca 'min karib' ifadesinin ölümden önceki her zamanı kapsadığı, tövbenin bu süre içinde sahih olacağı, çünkü ümidin ve pişmanlığın hâlâ mümkün olduğu belirtilir. Tövbenin kabulünün Allah'a akıl yoluyla vacip olmadığı, ancak Allah'ın kendi vaadiyle tövbeyi kabul edeceğini bildirdiği vurgulanır.
قال قتادة : أجمع أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم على أن كل معصية فهي بجهالة عمدا كانت أو جهلا وقاله إبن عباس وقتادة والضحاك ومجاهد والسدي
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, ayetteki 'hakîm' ve 'halîm' isimlerini Allah'ın söz, fiil, şeriat ve kaderindeki hikmeti ile kullarının içyüzlerini bilip yine de günahları affetmesi bağlamında açıklar. Ardından tövbenin kabul zamanının ölüm anına, yani can boğaza gelip gırgır sesi çıkana kadar devam ettiğini, bu andan sonra tövbenin kabul edilmeyeceğini birçok hadis rivayetiyle destekler.
فقد دلت هذه الأحاديث على أن من تاب إلى الله عز وجل وهو يرجو الحياة فإن توبته مقبولة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Allah'ın tövbeyi kabul etmesi, verdiği vaad gereği kendi üzerine aldığı kesin bir hükümdür. 'Bilmeyerek kötülük yapanlar' ifadesi, günah işlemenin bir cehalet ve sefahat olduğunu, çünkü Allah'a isyan eden kişinin cahil sayıldığını belirtir. 'Yakın zamanda tövbe etmek' ise ölüm gelmeden önce, kalpte günah sevgisi yerleşip mühürlenmeden önceki süreyi ifade eder; 'min' harfi de bu yakın zamanın bir kısmında tövbe edilebileceğini gösterir.
فإن ارتكاب الذنب سفه وتجاهل، ولذلك قيل من عصى الله فهو جاهل حتى ينزع عن جهالته
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre 'Halîm' ismi, Allah'ın cezalandırmada acele etmediğini ifade eder, bu yüzden O'ndan sakınmak ve korkmak gerekir. Ayrıca metinde 'küllehünne' kelimesinin gramatik işlevi ele alınarak, bunun 'yerdayne'deki nun'u pekiştirdiği belirtilir; İbn Mesud kıraatinde ise takdim yoluyla farklı bir dizilişin bulunduğu aktarılır.
لا يعاجل بالعقاب
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Müfessirlerin çoğu 'bicehâletin' ifadesini bilerek günah işlemek olarak yorumlar; günaha kasıtlı dalmanın kendisi bir cehalet/sefahat sayılır. Ayrıca tövbe kapısının ölüm anına (can boğaza gelene) kadar açık olduğu, ölüm anındaki tövbenin ise kabul edilmeyeceği konusunda Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî hemfikirdir. Tövbenin kabulünün Allah'a akli bir zorunluluk olarak değil, O'nun kerem ve vaadi gereği gerçekleştiği görüşü de Râzî ve Kurtubî'de ortak vurgulanır.
Unterschiede
Taberî meseleyi ağırlıklı olarak dil/lügat tahlili ve sahabe-tabiin rivayetleri üzerinden ele alırken, Kurtubî bu rivayetleri daha geniş biçimde nakledip farklı görüşleri yan yana sunar. Râzî ve Beydâvî akli-kelamî istidlal ve fıkhi çıkarımı ön plana çıkarır; özellikle Râzî, tövbenin vücubu meselesini Mu'tezile'ye karşı akli tartışma zemininde işler. İbn Kesîr ise konuyu daha çok hadis rivayetleriyle temellendirir, dil tahlilinden ziyade nakle dayanır. Zemahşerî bu ayet parçasında farklı bir noktaya, gramer ve kıraat meselesine yoğunlaşmıştır ki bu diğerlerinden yöntem olarak ayrışır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle meseleyi temellendirirken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil/belağat ve kelamî istidlali daha sistemli biçimde işin içine katmıştır. İbn Kesîr'de ise tekrar hadis ve rivayet ağırlıklı bir yaklaşımın öne çıktığı görülür. Temel yorum (cehaletin bilerek günah işlemek anlamına gelmesi, tövbe kapısının ölüme kadar açık olması) dönemler boyunca büyük ölçüde sabit kalmış, farklılıklar daha çok yöntem ve gerekçelendirme tarzında belirmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin bilerek yaptığı hatalarda bile pişmanlık ve dönüş kapısının açık olduğunu, dolayısıyla ümitsizliğe kapılmadan kendini düzeltme çabasının kıymetli olduğunu hatırlatabilir. Ayrıca zamanın kısalığına dair vurgu, günlük hayatta erteleme yerine bugünden itibaren yapıcı ve ihlaslı bir tutum benimsemeye dair bir teşvik olarak düşünülebilir. Bu, aile içi ve toplumsal ilişkilerde sabır ve hoşgörüyü besleyen bir bakış açısına da zemin hazırlayabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben