إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَأَيْمَٰنِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
“Diejenigen, die ihren Bund mit Allah und ihre Eide für einen geringen Preis verkaufen, haben am Jenseits keinen Anteil. Und Allah wird am Tag der Auferstehung weder zu ihnen sprechen noch sie anschauen noch sie läutern. Für sie wird es schmerzhafte Strafe geben.” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Sağlanan metin parçası son derece kısa ve kopuk olup, Zemahşerî'nin bu ayet hakkındaki görüşünü anlaşılır şekilde ortaya koyacak yeterli içerik barındırmıyor. Metinde sadece Al-i İmran 77. ayete bir atıf ile 'Rasûlullah'ın bey'ati' ifadesi geçmekte, ancak bunun bağlamı, açıklaması veya delillendirmesi mevcut değil.
وبيعة رسول الله صلى الله عليه وسلم ( آل عمران : 77 )
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, ayetteki 'nazar' kelimesinin Allah'ın rüyet/görme anlamında değil, ilgi ve ihsan göstermeme, yani onları küçümseme ve rahmetten mahrum bırakma anlamında mecaz olarak kullanıldığını açıklar. Ayrıca 'Allah'ın ahdi ve yeminleri az bir paraya satma' ifadesinin, yalan yere yemin ederek başkasının malını haksız yere almayı da kapsadığını, bu kişilerin ahirette sevaptan mahrum kalacağını ve şiddetli azaba uğrayacağını belirtir. Bu hüküm, tövbe etmeyenler için geçerlidir; tövbe eden veya Allah'ın affettiği kimseler için vaîd düşer.
والسبب لهذا المجاز أن من اعتد بالإنسان التفت إليه وأعاد نظره إليه مرة بعد أخرى ، فهلذا السبب صار نظر الله عبارة عن الاعتداد والإحسان ، وإن لم يكن ثم نظر
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr bu ayeti, dünya malını ve yalan yeminle kazanç sağlamayı kınayan hadislerle açıklar; ayetin, malını veya hakkını yalan yeminle gasp edenler ile Allah'ın ahitlerini ve yeminlerini az bir dünya menfaati karşılığında satanlar hakkında indiğini belirtir. Ayrıca ayetin, kitap ehlinin Allah'ın kitabından yüz çevirip dünyaya yönelmelerini kınadığını, bunun müslümanlar için de bir uyarı olduğunu aktarır.
فذم الله تعالى أهل الكتاب قبلنا بإعراضهم عن كتاب الله إليهم وإقبالهم على الدنيا وجمعها واشتغالهم بغير ما أمروا به من اتباع كتاب الله فعلينا أيها المسلمون أن ننتهي عما ذمهم الله تعالى به
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'a verdikleri ahdi (Peygamber'e iman ve emanetlere vefa) ve dünyalık az bir bedel karşılığında bozdukları yeminlerini az bir dünya menfaatine satan kimseleri anlatır. Bu kimseler ahirette nasipsizdirler; Allah onlarla konuşmaz, kendilerine bakmaz ve onları temize çıkarmaz; bu ifadeler Allah'ın onlara olan gazabının bir istiaresi olarak yorumlanır. Ayrıca bu ayetin kimler hakkında indiği konusunda Tevrat'ı tahrif eden hahamlar, yalan yere yemin eden bir tacir veya Eş'as b. Kays ile bir Yahudi arasındaki dava gibi farklı rivayetler nakledilir.
والظاهر أنه كناية عن غضبه عليهم لقوله: ولا ينظر إليهم يوم القيامة فإن من سخط على غيره واستهان به أعرض عنه وعن التكلم معه والالتفات نحوه
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayet, Allah'ın peygamberlere gönderdiği kitaplarda aldığı ahdi ve Muhammed'e tabi olma vasiyetini yalan yeminlerle satan, bu yeminlerle insanların mallarını haksız yere helal kılanları konu almaktadır. Bu kişilerin ahirette hiçbir hisse ve nasipleri olmayacağı belirtilmektedir. Metinde ayrıca bu ayetin kimler hakkında indiği konusunda çeşitli rivayetler nakledilmekte; Eş'as b. Kays ile bir Yahudi veya Hadramî arasındaki arazi/kuyu anlaşmazlığı ile ilgili olduğuna dair haberler yer almaktadır.
إن الذين يستبدلون بتركهم عهد الله الذي عهد إليهم
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Zemahşerî hariç diğer müfessirler (Râzî, İbn Kesîr, Beydâvî, Taberî) ayetin Allah'a verilen ahdi ve yeminleri dünyalık az bir menfaat karşılığında bozan, bu yolla haksız kazanç sağlayan kimseleri konu edindiğinde ve bu kişilerin ahirette nasipsiz kalacağında birleşirler. Ayrıca birçoğu ayetin iniş sebebi olarak yalan yeminle mal/hak gasbına ilişkin rivayetleri (özellikle Eş'as b. Kays ile bir Yahudi/Hadramî arasındaki dava) aktarır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ağırlıklı bir yöntem izleyerek nüzul sebebi ve hadislere dayanır; Râzî ve Beydâvî ise buna ek olarak dil/belağat tahlili yaparak 'Allah'ın bakmaması, konuşmaması' gibi ifadelerin gazaba işaret eden mecaz/istiare olduğunu vurgular. Râzî ayrıca tövbe edenler için bu vaîdin düşeceğini belirterek fıkhi bir incelik katar. Zemahşerî'ye dair mevcut metin yetersiz olduğundan onun yaklaşımı bu karşılaştırmada değerlendirilememektedir.
Historischer Kontext
Taberî gibi erken dönem müfessirden Beydâvî gibi daha sonraki bir müfessire uzanan çizgide, rivayet temelli açıklama sabit kalırken, zamanla dil ve belağat tahlillerinin (özellikle mecaz ve istiare yorumlarının) daha belirgin şekilde işlendiği görülür; bu, tefsir geleneğinin rivayetten dirayete doğru zenginleşen katmanlı yapısını yansıtır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen söz ve yeminlere sadakatin, geçici dünyevi çıkarlar uğruna feda edilmemesi gerektiğine dair evrensel bir ahlaki hassasiyete işaret eder. Güncel hayatta bu, dürüstlük, güvenilirlik ve ihlas gibi değerlerin korunmasının toplumsal dayanışma ve karşılıklı güven için önemine dair genel bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Böyle bir okuma, kişisel ahlaki sorumluluk bilincini güçlendirmeye yönelik ihtiyatlı bir çağrışım taşır.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben