فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّى وَضَعْتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلْأُنثَىٰ وَإِنِّى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّىٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
“Als sie sie dann zur Welt gebracht hatte, sagte sie: "Mein Herr, ich habe ein Mädchen zur Welt gebracht." Und Allah wußte sehr wohl, was sie zur Welt gebracht hatte, und der Knabe ist nicht wie das Mädchen. "Ich habe sie Maryam genannt, und ich stelle sie und ihre Nachkommenschaft unter Deinen Schutz vor dem gesteinigten Satan."” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette 'şeytân' kelimesi Arap dilinde cin, insan, hayvan ve her türden azgın/inatçı varlık için kullanılır. Ayrıca 'وضعت' ifadesinin kıraatinde ihtilaf bulunduğunu, cumhurun kıraatinin Allah'ın kendisinden haber vermesi şeklinde olduğunu, bazı öncekilerin ise bunu İmran'ın hanımının sözü olarak okuduğunu belirtir ve doğruya en yakın olanın çoğunluğun (hüccet ile sabit) kıraati olduğunu ifade eder. Meryem'in annesinin kız çocuğu dünyaya getirmesinden dolayı Rabbine mazeret beyan ettiğini, çünkü erkek çocuğun mabede hizmet için daha uygun olduğunu, kadının ise hayız ve nifas gibi hallerinden dolayı bu hizmete elverişli olmadığını nakleder.
والشيطان في كلام العرب، كل متمرد من الجن والإنس والدواب وكل شيء، وكذلك قال ربنا جل ثناؤه: فلما وضعت حنة النذيرة، ولذلك أنث ولو كانت الهاء عائدة على «ما» التي في قوله
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî, âyette geçen 'kebed' kelimesini insanın içine düştüğü meşakkat, sıkıntı ve zorluk olarak açıklar; bu ifadenin insanın yaratılışının ve hayatının zahmet ve sıkıntı içinde geçtiğini anlattığını belirtir. Ayrıca âyetteki zamirin, Rasûlullah'a eziyet eden Kureyş büyüklerinden birine işaret ettiğini, bu kişinin kendisine karşı hesap sorulmayacağını zannettiğini ifade eder.
والكبد : أصله من قولك : كبد الرجل كبدا ، فهو أكبد : إذا وجعت كبده وانتفخت ، فاتسع فيه حتى استعمل في كل تعب ومشقة . ومنه اشتقت المكابدة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî'ye göre Hanne'nin 've doğurduğum kimdir' sözü, doğan çocuğun kız olduğunu Allah'a bildirmek amacıyla değil, kendi adağını gerçekleştiremediğine mazeret sunmak amacıyla söylenmiştir; çünkü o dönemde adakla mescide hizmet için özgür bırakılanın erkek olması âdetiydi ve Hanne kızının bu adağa uygun düşmediğinden korkmuştur. Ayrıca 'vaḍaʿt' kelimesinin okunuşuna (ref' veya cezm) göre kelamın Hanne'nin mi yoksa Allah'ın mı sözü olduğu değişir; bu farklı kıraatlere göre anlam da erkek çocuğun büyüklüğünü tazim veya Hanne'nin bu büyüklüğü bilmemesi yönünde şekillenir.
فقالت خائفة أن نذرها لم يقع الموقع الذي يعتمد به ومعتذرة من إطلاقها النذر المتقدم فذكرت ذلك لا على سبيل الإعلام لله تعالى ، تعالى الله عن أن يحتاج إلى إعلامها ، بل ذكرت ذلك على سبيل الاعتذار
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu bölümde birkaç ayrı meseleyi işler: (1) 'nezertü leke ma fi batnî' ifadesinden Şafiîlerin bir kısmının zevcenin cimaya rıza göstermesiyle ilgili kefaret hükmü çıkarmasını İbnü'l-Arabî'nin bir gaflet saydığını, çünkü bunun bizden önceki şeriata dair bir haber olduğunu ve bizim onunla amel etmediğimizi aktarır. (2) 've inneke entel-alîmü' cümlesinin Hanne'nin kendi haline ve nezrinin gayesine dair bir mazeret beyanı olduğunu belirtir. (3) 'vellahu a'lemü bimâ vada'at' ifadesinin kıraat farklılıklarına göre ya Hanne'nin sözünün devamı (teslimiyet ve tenzih ifadesi) ya da Allah'ın kelamı (i'lam ve takrir) olarak anlaşılabileceğini, cumhurun kıraatine göre bunun Allah kelamı olup takdim-tehir içerdiğini açıklar. (4) Hz. Meryem ve oğlunun şeytanın 'nahs'inden (dokunuşundan) korunduğuna dair Ebu Hureyre hadisini nakleder ve bunun Hanne'nin duasının kabulüne delil olduğunu, ancak bu korumanın iğvadan masuniyet anlamına gelmediğini vurgular.
استدل به بعض الشافعية على أن المطاوعة في نهار رمضان لزوجها على الوطء لا تساويه في وجوب الكفارة عليه بن العربي وهذه منه غفلة فإن هذا خبر عن شرع من قبلنا وهم لا يقولون به
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, Hz. Meryem'in doğumla ilgili sözünün, çocuğuna isim vermesiyle ilgili olduğunu ve bunun doğum günü isim koymanın cevazına delil olduğunu belirtir. Ayrıca 'inni üîzuhâ' ifadesindeki tâ harfinin hem Meryem'in annesinin kendi sözü olarak (mütekellim tâsı) hem de Allah'ın sözü olarak (sakin tâ) okunabileceğini, her iki durumda da onun kızını ve zürriyetini şeytanın şerrinden Allah'a sığındırdığını ve Allah'ın bu duayı kabul ettiğini nakleder. Bu bağlamda Hz. Meryem ve İsa'nın doğumda şeytanın dokunuşundan (ta'n) istisna tutulduğuna dair hadisleri aktarır.
قرئ برفع التاء على أنها تاء المتكلم وأن ذلك من تمام قولها وقرئ بتسكين التاء على أنه من قول الله عز وجل أي عوذتها بالله عز وجل من شر الشيطان وعوذت ذريتها وهو ولدها عيسى عليه السلام فاستجاب الله لها ذلك
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî bu ayette 'kadının ne doğurduğunu Allah'ın en iyi bildiği' ifadesinin Allah tarafından bir istinaf cümlesi olarak doğan çocuğun konumunu yüceltmek ve kadının bu durumdan habersiz olduğunu belirtmek amacıyla geldiğini aktarır; farklı bir kıraatte ise bu ifadenin kadının kendi sözü olup kendini teselli ettiğini belirtir. Ayrıca 'erkek dişi gibi değildir' ifadesinin, dilenen erkek çocukla bağışlanan kız çocuğun bir olmadığını açıklayan bir beyan olduğunu, ya da kadının nezrettiği şeyde erkek ile dişinin aynı olduğunu belirten bir söz olabileceğini ifade eder. Meryem isminin 'âbide' anlamına geldiğini ve bu adı vermenin kızının ismine uygun davranması için Allah'a bir yakınlaşma ve koruma talebi olduğunu belirtir.
والله أعلم بما وضعت أي بالشيء الذي وضعت. هو استئناف من الله تعالى تعظيما لموضوعها وتجهيلا لها بشأنها.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'vada'at' ifadesindeki kıraat ihtilafının (Hanne'nin sözü mü, Allah'ın kelamı mı) anlamı doğrudan etkilediğini vurgular; ayrıca Hanne'nin kız çocuğu doğurmasından duyduğu mazeret/kaygının dönemin örfünden (erkeğin mabede hizmete daha uygun görülmesi) kaynaklandığı ve Meryem ile İsa'nın şeytanın dokunuşundan korunduğuna dair rivayetin (Ebu Hüreyre hadisi) ortak referans olduğu görülür.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet ve kıraat verilerine dayanarak nakli bir tercih ortaya koyarken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliline yoğunlaşıp bağlamsal-edebi okumayı önceler; Râzî kıraat farklarının anlam üzerindeki etkisini sistematik olarak ayırt eder; Kurtubî ise meseleyi fıkhi bir tartışmaya (Şafiî istidlaline yönelik İbnü'l-Arabî eleştirisi) taşıyarak usul tenkidi boyutu ekler. Bu farklar, her müfessirin kendi disiplin ağırlığından (dil, hadis, fıkıh, belağat) kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte kıraat ihtilafı ve rivayet malzemesi sabit bir zemin olarak kalmış, fakat zamanla yorum yöntemi çeşitlenmiştir: erken dönemde (Taberî) rivayetlerin toplanıp tercih edilmesi öncelenirken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat analizi daha sistemli hale gelmiş, Kurtubî gibi müfessirlerde ise fıkhi tartışmalarla temas kurulmuştur. Temel nakli çekirdek değişmemiş, ona yaklaşım tarzı zenginleşmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, bir annenin çocuğu için duyduğu kaygı ve onu Allah'a emanet etmesi üzerinden, aile içinde çocuğun cinsiyetinden bağımsız olarak değerli görülmesi ve sabırla, ihlasla yetiştirilmesi gerektiğine dair bir hassasiyet çağrıştırır. Ayrıca farklı kıraat ve yorumların bir arada saygıyla nakledilmesi, ilim geleneğinde çoklu okumalara hoşgörüyle yaklaşmanın ve bilgiyi sabırla tahkik etmenin kıymetini hatırlatır.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben