وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Es steht keinem Propheten zu, (etwas) zu veruntreuen. Und wer (etwas) veruntreut, wird das, was er veruntreut hat, am Tag der Auferstehung bringen. Dann wird jeder Seele in vollem Maß zukommen, was sie verdient hat, und es wird ihnen kein Unrecht zugefügt.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyet, gazâ mallarının paylaşımıyla ilgili olarak Hz. Peygamber'in ganimetten bir şey saklaması (kitmân) veya Peygamber'in ganimet paylaşımında haksızlık yapmakla suçlanması bağlamında inmiştir. Kıraat farkına göre âyetin anlamı değişmekte; 'yuğalle' (fetha ile) okunuşunda Peygamber'in hıyanet etmesinin söz konusu olamayacağı, 'yuğalle' (damme ile) okunuşunda ise Peygamber'in hıyanetle itham edilemeyeceği anlatılmaktadır. Râzî, her iki kıraate uygun farklı nüzul sebeplerini (Bedir, Uhud, Huneyn, kırmızı kadife olayı vb.) sırasıyla nakletmiştir.

واختلفوا في أسباب النزول ، فبعضها يوافق القراءة الأولى . وبعضها يوافق القراءة الثانية
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki ifade, ganimetten mal aşıran (gulûl yapan) kişinin kıyamet günü aşırdığı şeyi boynunda/sırtında taşıyarak, sesi ve ağırlığıyla eziyet çekerek ve herkesin önünde teşhir edilerek getireceği anlamına gelir. Kurtubî, bazı âlimlerin bunu mecaz/şöhret (rezil olma) olarak yorumladığını nakletse de, Hz. Peygamber'in hadislerinde bildirdiği gerçek (hakiki) anlamın tercih edilmesi gerektiğini belirtir; ayrıca gulûlün büyük günahlardan olduğunu ve kul hakkı içerdiğini vurgular.

وقيل : الخبر محمول على شهرة الأمر أي يأتي يوم القيامة قد شهر الله أمره كما يشهر لو حمل بعيرا له رغاء أو فرسا له حمحمة قلت : وهذا عدول عن الحقيقة إلى المجاز والتشبيه وإذا دار الكلام بين الحقيقة والمجاز فالحقيقة الأصل كما في كتب الأصول وقد أخبر النبي صلى الله عليه وسلم بالحقيقة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, ayetin bir peygamberin ganimet veya emanet konusunda hainlik yapmasının mümkün olmadığını, bu ayetin Peygamber'i (sav) her türlü ihanet şüphesinden tenzih ettiğini belirtir. Ayetin, münafıkların Bedir günü kaybolan bir kadife (katîfe) ile ilgili Hz. Peygamber'i itham etmeleri veya bazı seriyyelere ganimet paylaştırıp bazılarına vermemesi gibi sebeplerle indiğine dair rivayetler nakleder. Ayrıca konuyla ilgili gulûl (ganimetten çalma) hakkındaki çok sayıda hadisi de sıralayarak bunun şiddetli bir tehdit ve kesin bir vaîd içerdiğini aktarır.

وهذا تنزيه له صلوات الله وسلامه عليه من جميع وجوه الخيانة في أداء الأمانة وقسم الغنيمة وغير ذلك
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber'in ganimet konusunda hıyanet etmesinin nübüvvetle çelişeceği için mümkün olmadığını ifade eder. Ayetin nüzul sebebi olarak ya Bedir'de kayıp bir kadife örtü yüzünden Rasûlullah'a yöneltilen ithamdan berat ettirilmesi ya da Uhud'da ganimet için mevzilerini terk eden okçuların şüphesi gösterilir. Alternatif olarak, öncü birliğe (talâi') ganimetten pay verilmemesi olayına dayanarak, bazı hak sahiplerinin mahrum bırakılmasının 'gulûl' olarak adlandırılmasının bir mübalağa ve ağırlaştırma maksadı taşıdığı belirtilir.

والمراد منه: إما براءة الرسول عليه السلام عما اتهم به إذ روي أن قطيفة حمراء فقدت يوم بدر فقال بعض المنافقين لعل رسول الله صلى الله عليه وسلم أخذها
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, âyetteki kıraat farklılıklarını aktarır: bir kısım âlimler âyetin Bedir günü kaybolan kırmızı bir kadife örtüyle ilgili olarak, Hz. Peygamber'in ganimetten çalmasından (gulûl) şüphelenilmesi üzerine indiğini söylerken; diğerleri âyetin öncü birliklere (talâia) ganimetten pay verilmemesi olayıyla ilgili olduğunu, bir başka grup ise âyetin Hz. Peygamber'in vahyi gizlemeyeceğini bildirmek için indiğini nakleder. Taberî, kendi tercihini 'ma kane li nebiyyin en yekune gallen' yani hiçbir peygamberin ümmetine ihanet etmesinin peygamberlik ahlakından olmadığı anlamına yorar.

ما ينبغي لنبي أن يكون غالا

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler âyetin bir peygamberin gulûl (ganimetten veya emanetten çalma/hıyanet) yapmasının nübüvvet makamıyla bağdaşmayacağı ilkesinde birleşir; ayrıca hemen hepsi âyetin nüzul sebebi olarak Bedir'deki kayıp kadife örtü meselesi ile ganimet paylaşımına dair itham/şikayet rivayetlerini nakleder ve kıraat farklılıklarının (yuğalle'nin fetha/damme okunuşu) anlam üzerindeki etkisine dikkat çeker.

Unterschiede

Râzî kıraat farklarına ve dil tahliline daha fazla ağırlık verirken, Taberî ve İbn Kesîr rivayet zincirlerini ve hadisleri öncelemiştir; Kurtubî ise gulûl yapanın kıyamette taşıyacağı yükü hakiki/mecazi anlam tartışmasıyla ele alıp bunu kul hakkı ve büyük günah çerçevesinde fıkhi bir vurguya taşımıştır. Beydâvî ise mübalağa/ağırlaştırma üslubu yorumuyla dilbilimsel bir katkı sunar; bu farklar müfessirlerin rivayet-merkezli mi yoksa dil ve belağat-merkezli mi bir yöntem izlediğiyle ilişkilidir.

Historischer Kontext

Taberî ve İbn Kesîr gibi rivayet ağırlıklı klasik müfessirler nakil zenginliğini korurken, Râzî ve Beydâvî gibi daha sonraki müfessirlerde dil ve kıraat analizinin ön plana çıktığı görülür; Kurtubî ise hakikat-mecaz tartışmasını fıkhi sonuçlarla birleştirerek ara bir konum sergiler. Temel ilke (peygamberin hıyanetten münezzeh olması) bütün dönemlerde sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu âyet, emanete ve ortak kaynaklara karşı duyulan hassasiyetin, toplumsal güvenin ve dürüstlüğün önemine dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Kul hakkına riayet ve şeffaflık, günümüzde de toplumsal dayanışmayı güçlendiren, ihlas ve adaleti besleyen bir tutum olarak değerlendirilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben