قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ
“Er sagte: "Nein! Vielmehr werft ihr (zuerst)." Und sogleich kamen ihm ihre Stricke und Stöcke durch ihre Zauberei so vor, als ob sie sich rasch bewegten.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre büyücüler önce Musa'nın, Firavun'un ve halkın gözlerini büyülemişler, sonra iplerini ve değneklerini atmışlardır; bunların vadiyi dolduran, birbirine binen yılanlar gibi görünmesi gerçek bir cisim yaratma değil, gözlere yapılan bir tahyîl (hayal ettirme) işlemidir. Ayrıca Taberî, kıraat farklarını (يخيل/تخيل) tartışarak kendisine göre yalnızca 'يخيل' okuyuşunun kabul edilebilir olduğunu belirtir, çünkü kurrâ topluluğu bunda icma etmiştir. Büyücünün gerçekten cisim ve ayn yaratabileceği iddiasını ise Hz. Peygamber'in büyülendiğinde bir şeyi yaptığını zannedip yapmadığına dair Hz. Aişe rivayetiyle reddetmiştir.
والقراءة التي لا يجوز عندي في ذلك غيرها {يخيل} بالياء لإجماع الحجة من القراء عليه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre sihirbazlar kalın ipler ve uzun sopalar atmışlar, bunlar yılanlara benzer görünüp yeri doldurmuş ve birbirine binmiş; bu şekilde Musa'nın gözünde iplerin ve asaların hareket ediyormuş gibi bir hayal (temsil) oluşmuştur. Ayrıca farklı kıraatlerde 'تخيل' fiilinin ipler/asalara, ya da Allah'a (imtihan ve bela olarak hayal ettirme bakımından) isnad edilebileceğini açıklar. Bir rivayete göre de bu nesneleri civa ile sıvamışlar, güneş vurunca titreyip sallanmış ve böylece hareket gibi görünmüştür.
روي : أنهم ألقوا حبالا غلاظا وخشبا طوالا ، فإذا هي أمثال الحيات ، قد ملأت الأرض وركب بعضها بعضا ففاجأ موسى وقت تخييل سعي حبالهم وعصيهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, sihrin büyücülerin gözlere hayal verme yoluyla iş görmesini tartışır; sihirbazların ip ve değneklerinin canlı yılan gibi görünmesinin gerçek bir dönüşüm olmadığını, sadece Musa'nın (ve seyredenlerin) gözünde öyle sanılmasından ibaret olduğunu savunur. Vehb'den nakledilen, sihrin doğrudan Musa'nın gözünü etkilediği görüşünü de zikreder ancak asıl tercih ettiği görüş, ip ve değneklerin güneş altında hareket eden bir maddeyle doldurulmuş olması ve çokluğundan dolayı hareket eder gibi görünmesidir. Ayrıca 'beyan'ın bazen sihir olarak isimlendirilmesinin sebebini de dilsel açıdan izah eder.
ولما كثرت واتصل بعضها ببعض فمن رآها كان يظن أنها تسعى ، فأما ما روي عن وهب أنهم سحروا أعين الناس وعين موسى عليه السلام حتى تخيل ذلك
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'nin bu metni ayetteki '(topluluğun) sopaları ve ipleri sanki yılan gibi hareket ediyormuş gibi görünmesi' ifadesindeki kıraat farklılıklarını ve bunların gramer/anlam sonuçlarını incelemektedir. Metne göre sihirbazlar sopalarını civa ile sıvamışlar, güneşin sıcaklığıyla bu nesneler titreyip hareket etmiş, bu da Musa'ya onların canlı yılanlar gibi hareket ettiği hissini vermiştir. Farklı kıraatler (te, ye, nun harfleriyle) failin kim olduğu (sopalar/ipler mi, sihir/hile mi, yoksa Allah mı) konusunda farklı anlam katmanları oluşturmaktadır.
وذلك أنهم لطخوا العصي بالزئبق فلما أصابها حر الشمس ارتهشت واهتزت قال الكلبي : خيل إلى موسى أن الأرض حيات وأنها تسعى على بطنها
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Musa'nın sihirbazlara önce atmalarını söylemesi, onlara nezaket göstermek ve sihirlerine önem vermediğini belirtmek amacı taşır; ayrıca sihirbazların önce başlamayı istediklerine dair sezdirdikleri arzuyu karşılamak ve ellerindekini tümüyle ortaya sermelerine, güçlerinin son noktasına kadar göstermelerine imkân vermek içindir; böylece Allah'ın hakkı batılın üzerine çarpıp onu yok edeceği hakikati sonradan daha çarpıcı biçimde tezahür eder. İpler ve değneklerin hareket eder gibi görünmesi ise onların bu nesneleri cıva ile sıvamalarından, güneş vurunca titreşip Musa'ya hareketli görünmelerinden kaynaklanır.
وذلك بأنهم لطخوها بالزئبق فلما ضربت عليها الشمس اضطربت فخيل إليه أنها تتحرك
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre, âyette geçen Bâbil, Sâ'dî ve başkalarının söylediği Dînâverd Bâbil'i değil, Irak'taki Bâbil'dir. Bu görüşün delili olarak Hz. Ali'nin Bâbil'den geçerken Hz. Peygamber'in kendisini burada namaz kılmaktan nehyettiğini bildiren rivayet zikredilmiştir; zira burası mel'un bir yerdir. Ayrıca burada namaz kılmanın mekruh oluşu, Semûd diyarında namazdan nehyedilmesine kıyasla bir fıkhî sonuç olarak zikredilmiştir.
إن حبيبي صلى الله عليه وسلم نهاني أن أصلي بأرض المقبرة ونهاني أن أصلي ببابل فإنها ملعونة
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî sihirbazların ip ve değneklerinin gerçekten yılana dönüşmediği, bunun seyredenlerin gözünde oluşan bir hayal/algı olduğu noktasında birleşirler; ayrıca kıraat farklarının (يخيل/تخيل vb.) failin kim olduğu konusunda anlam katmanları oluşturduğunu vurgularlar.
Unterschiede
Taberî meseleyi daha çok rivayet ve kıraat icmaı üzerinden ele alıp tek kıraati tercih ederken, Zemahşerî ve Kurtubî civa ile sıvama rivayetine dayanan fiziksel bir açıklama sunar. Râzî konuyu kelâmî boyuta taşıyıp Mu'tezile'nin yaratma kudreti tartışmasına değinir; Beydâvî ise olayı Musa'nın sihirbazlara nezaketi ve ilahî hikmetin tezahürü bağlamında belagat açısından yorumlar. İbn Kesîr farklı bir konuya, Bâbil'in coğrafi kimliği ve orada namazın hükmüne odaklanmıştır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve dil analizini esas alırken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) zamanla belagat, kelâm ve fiziksel açıklama katmanlarını daha sistemli biçimde işlemişlerdir; temel çerçeve (hayal/algı yorumu) dönemler boyunca büyük ölçüde sabit kalmış, yöntemsel derinlik ve tartışma boyutları artmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, görünenin her zaman hakikatin kendisi olmadığını, dikkatli ve akletmeye dayalı bir yaklaşımın önemini hatırlatabilir. Farklı müfessirlerin aynı ayeti akıl, dil ve rivaye dayanarak yorumlaması, ilim ile iman arasındaki uyumlu ilişkiye ve meseleleri sabırla çok yönlü değerlendirmenin değerine işaret eder biçimde düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben