وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَٰحِدٍ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
“Und als ihr sagtet: "O Musa, wir halten eine Speise allein nicht aus. Bitte doch für uns deinen Herrn, Er soll für uns etwas hervorbringen von dem, was die Erde wachsen läßt an Grünzeug, Gurken, Getreide, Linsen und Zwiebeln!" Er sagte: "Wollt ihr das, was besser ist, eintauschen gegen das, was geringer (an Wert) ist? Geht fort in (irgendeine) Stadt! Dann werdet ihr bekommen, was ihr verlangt habt." Und es wurde ihnen Erniedrigung und Elend auferlegt, und sie zogen sich den Zorn von Allah zu. Dies, weil sie stets Allahs Zeichen verleugneten und die Propheten ohne Recht töteten; dies, weil sie sich widersetzten und stets übertraten.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre Musa, kavmine daha değersiz ve düşük olan şeyi (bakla, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan gibi yerin bitirdiği şeyler), daha hayırlı ve üstün olan şeye (men ve selva) karşı değiştirmek istemelerini kınamıştır. Bu istek üzerine İsrailoğulları zillet ve meskenetle damgalanmış, Allah'ın gazabına uğramışlardır. Bu durumun sebebi, Tîh'te kendilerine gölge, men ve selva verilmesine rağmen bu nimetlerden bıkmaları ve Mısır'daki eski yiyeceklerini özlemeleridir.
قال لهم موسى: أتأخذون الذي هو أخس خطرا وقيمة وقدرا من العيش، بدلا بالذي هو خير منه خطرا وقيمة وقدرا. وذلك كان استبدالهم.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu parçada birkaç farklı ayet noktasını bir arada ele almaktadır: 'ادع لنا ربك بما عهد عندك' ifadesinin ya Allah'ın peygambere olan ahdine yemin ederek dua isteme ya da bu ahde vesile kılarak dua talep etme anlamına gelebileceğini belirtir. Ayrıca 'يتكبرون في الأرض بغير الحق' ifadesindeki 'بغير الحق' kaydının, tekebbürün sadece Allah'a mahsus olması sebebiyle hal veya fiile müteallik olabileceğini, bagy'nin haklı olabileceği durumun ise müslümanların kâfir topraklarına galebe çalması olduğunu söyler. Son olarak Hz. İbrahim (peygamberin oğlu) yaşasaydı nebi olacağı rivayetini aktararak, Tahir, Tayyib ve Kasım'ın ise 'ولم يكن أبا لرجالكم' ayetindeki nefiy hükmünden şirk ve putperestlik sebebiyle istisna edildiğini açıklar.
وأن يكون صلة لفعل التكبر ، أي يتكبرون بما ليس بحق وما هم عليه من دينهم والبغي لا يكون بحق ؟ قلت : بلى ، وهو استيلاء المسلمين على أرض الكفرة ، وهدم دورهم ، وإحراق زروعهم وقطع أشجارهم كما فعل رسول الله صلى الله عليه وسلم ببني قريظة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, İsrailoğulları'nın Musa'dan (a.s.) tek tür yiyecekten (kudret helvası ve bıldırcın) bıkarak toprağın çıkardığı sebzeleri (sarımsak/soğan, mercimek, soğan, salatalık) istemelerinin bir isyan/günah olmadığını, mübah bir talep olduğunu savunur. Ayrıca bu talebin nedenlerini (kırk yıl aynı yiyeceği yemekten bıkma, alışkanlıklara duyulan meyil, TİH'te kalmaktan bıkma) sıralar ve Musa'nın 'ادنى/خير' ifadelerinin bu talebi günah saymayı gerektirmediğini ayrıntılı biçimde tartışır.
فثبت بما ذكرنا أن ذلك السؤال ما كان معصية بل كان سؤالا مباحا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre İsrailoğulları'nın 'lan nasbira alâ ta'âmin vâhid' sözü Tih sahrasında men ve selvadan bıkıp Mısır'daki eski yaşantılarını hatırlamalarından kaynaklanmıştır. Men ve selva ikisi olduğu halde 'tek yemek' denilmesi, birini diğeriyle birlikte yedikleri için ya da her gün tekrarlanan gıda olması sebebiyledir. Ayrıca bazı müfessirlerin bunu zenginlik/istiğna anlamında yorumladığı, yani birbirlerine muhtaç olmadan hepsi zengin olsun istedikleri şeklinde bir görüş de nakledilir.
كان هذا القول منهم في التيه حين ملوا المن والسلوى وتذكروا عيشهم الأول بمصر قال الحسن : كانوا نتاني أهل كراث وأبصال وأعداس فنزعوا إلى عكرهم عكر السوء واشتاقت طباعهم إلى ما جرت عليه عادتهم فقالوا : لن نصبر على طعام واحد وكنوا عن المن والسلوى بطعام واحد وهما اثنان لأنهم كانوا يأكلون أحدهما بالآخر فلذلك قالوا : طعام واحد
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre ayet, İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıktıktan sonra kudret helvası ve bıldırcın yerine sebze, mercimek, soğan ve fom (sarımsak veya buğday) gibi bayağı yiyecekler istemesini, içinde bulundukları rahat ve helal yaşamı hafife alıp şımarıklıktan kaynaklanan bir talep olarak değerlendirir. Bu talepleri karşılanmamış, bunun yerine zillet ve miskinlik damgası ile cezalandırılmışlardır. Bu zillet ve miskinlik, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberlere haksız yere karşı gelmeleri ve onları öldürmeleri sebebiyle üzerlerine vacip kılınmış kalıcı bir durumdur.
ولما كان سؤالهم هذا من باب البطر والأشر ولا ضرورة فيه لم يجابوا إليه والله أعلم يقول تعالى أي وضعت عليهم وألزموا بها شرعا وقدرا أي لا يزالون مستذلين من وجدهم استذلهم وأهانهم وضرب عليهم الصغار وهم مع ذلك في أنفسهم أذلاء متمسكنون
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî bu bölümde İsrailoğulları'nın tek çeşit yiyecekten (kudret helvası ve bıldırcın) bıkıp Hz. Musa'dan sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan istemelerini; bunun daha aşağı bir şeyi daha hayırlı olana tercih etmek olduğunu; sonuçta Mısır'a inmelerinin emredildiğini ve üzerlerine zillet ile miskinliğin vurulduğunu açıklar. Bu zillet ve miskinlik, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir; küçük günahların büyük günahlara sürüklediği belirtilir.
فإن صغار الذنوب سبب يؤدي إلى ارتكاب كبارها
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; İsrailoğulları'nın men ve selvadan bıkıp Mısır'daki bayağı yiyecekleri (sebze, sarımsak, mercimek, soğan) istemesini, daha üstün bir nimeti daha değersiz olana değişme talebi olarak okur ve bu durumu zillet-miskinlik cezasıyla ilişkilendirir. Râzî ise farklı bir eksende bu talebin günah sayılmaması gerektiğini tartışır; Zemahşerî ise metinde bambaşka ayet parçalarını (dua talebi, tekebbür, İbrahim'in oğlu) ele aldığından ortak tema dışında kalır.
Unterschiede
Râzî, talebi mübah bir istek olarak savunup peygamberlerin masumiyeti ilkesinden hareketle günah isnadına karşı çıkarken, Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî bunu şımarıklık/nankörlük olarak görüp zillet-miskinliği bu davranışın sonucu sayar. Kurtubî 'tek yemek' ifadesinin dilsel izahında farklı ihtimaller (birliktelik, tekrar, zenginlik/istiğna yorumu) sunarak daha çoğulcu bir tutum sergiler. Zemahşerî ise konuyu tamamen farklı bir bağlamda (dua, tekebbür, nesep meselesi) ele aldığından karşılaştırma zemini kısmen farklıdır. Bu ayrışmalar, dil/belagat odaklı yöntem (Zemahşerî, Kurtubî), rivayet/selef ağırlıklı yöntem (Taberî, İbn Kesîr) ve akli-fıkhi muhakeme (Râzî) arasındaki ekol farklarından kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir çerçeve sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî dil/akıl temelli sorgulamayı öne çıkarır; Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayet geleneğini sürdürürken alternatif yorumlara da yer açar. Beydâvî bu birikimi özetleyici biçimde harmanlar. Böylece zaman içinde temel anlatı sabit kalmış, ancak yorumlama yöntemi rivayetten dil ve akıl temelli tartışmaya doğru genişlemiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu farklı okumalar, sahip olunan nimetin kıymetini bilmeden daha sıradan olana yönelmenin, sabır ve şükür bilincini zedeleyebileceğine dair genel bir hatırlatma sunar. Kişinin elindeki imkânları hafife almadan, ihtiyaçlarını ölçülü bir şekilde talep etmesi, toplumsal huzur ve şükür ahlakı açısından düşündürücü bir örnek olabilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yaklaşımları, bir konuyu değerlendirirken hem dil hem akıl hem de rivayetin birlikte gözetilmesinin, ilim geleneğinde nasıl bir denge oluşturduğunu göstermesi bakımından öğreticidir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben