Zemahşerî'ye göre bu metinde geçen zamir, ayette daha önce zikredilen 'الرسل' (peygamberler) ifadesine râcidir; yani zamirin merci olarak resûller kastedilmektedir.
الضمير للرسل في قوله : من بعد الرسلتِلْكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَٰتٍ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخْتَلَفُوا۟ فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلُوا۟ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
“Dies sind die Gesandten; einige von ihnen haben Wir vor anderen bevorzugt. Unter ihnen gibt es manche, zu denen Allah gesprochen hat, und einige, die Er um Rangstufen erhöht hat. Und 'Isa, dem Sohn Maryams, gaben Wir die klaren Beweise und stärkten ihn mit dem Heiligen Geist. Und wenn Allah gewollt hätte, hätten diejenigen nach ihnen nicht miteinander gekämpft, nachdem die klaren Beweise zu ihnen gekommen waren. Aber sie waren uneinig: Unter ihnen gab es manche, die glaubten und andere, die ungläubig waren. Und wenn Allah gewollt hätte, hätten sie nicht miteinander gekämpft. Doch Allah tut, was Er will.” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî'ye göre bu metinde geçen zamir, ayette daha önce zikredilen 'الرسل' (peygamberler) ifadesine râcidir; yani zamirin merci olarak resûller kastedilmektedir.
الضمير للرسل في قوله : من بعد الرسلRâzî'ye göre 'tilke er-rusul' ifadesindeki dereceler farkı hem peygamberlerin makam ve mertebelerine (Halil olma, mülk ve nübüvvetin birleşmesi, cin-insin teshiri gibi), hem verilen mucizelerin çeşitliliğine (asa, beyaz el, deniz yarılması; ölüleri diriltme; Kur'an'ın belagati) hem de dünyevi güç ve ümmet çokluğuna yorulabilir. Hz. Muhammed'in bu üç vecihte de en üstün konumda olduğu belirtilir. Ayrıca ayetteki tekrarın (min kelleme, ba'duhum ala ba'd, ve âteynâ) tekit ve ayrı fayda taşıması nedeniyle mükerrer olmadığı açıklanır.
أما إذا حملناها على المعجزات ففيه أيضا وجه ، لأن كل واحد من الأنبياء أوتي نوعا آخر من المعجزة لائقا بزمانهKurtubî'ye göre 'tilke' ifadesinin 'zâlike' değil müennes olarak gelmesi cemaat lafzının tef'inliğine riayet içindir. Ayrıca ayetteki peygamberler arasında üstünlük belirtme ifadesi ile Hz. Peygamber'in üstünlük yapmayı yasaklayan hadisleri arasındaki görünen çelişki tartışılır; bazı alimler bunun tefdil emrinden önceki bir durum olduğunu, bazıları ise bu yasağın tevazu kabilinden olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda Hz. Muhammed'in diğer peygamberlere üstünlüğünün amelle değil Allah'ın tahsis ve tefdiliyle olduğu görüşü nakledilir.
وقد اختلف العلماء في تأويل هذا المعنى فقال قوم : إن هذا كان قبل أن يوحى إليه بالتفضيل وقبل أن يعلم أنه سيد ولد آدم وأن القرآن ناسخ للمنع من التفضيلİbn Kesîr'e göre ayette bahsedilen peygamberlerden kastedilenler Musa ve Muhammed (s.a.v.), aynı şekilde Âdem'dir; bu husus İbn Hibbân'ın Sahih'inde Ebû Zer'den rivayet edilen hadiste ve İsrâ hadisinde geçmektedir. Bu müfessire göre 'Peygamberler arasında üstünlük yapmayın' hadisi ile diğer bazı peygamberlerin üstünlüğüne dair delillerin bulunması arasında çatışma yoktur, çünkü yasaklanan şey delilsiz, salt heves ve taraftarlıkla üstünlük iddia etmektir. Metinde bu görüş beş farklı izah yoluyla desteklenmektedir.
فإن المراد من ذلك هو التفضيل بمجرد التشهي والعصبية لا بمقتضى الدليل فإذا دل الدليل على شيء وجب إتباعه ولا خلاف أن الرسل أفضل من بقية الأنبياءBu müfessire göre ayette geçen peygamberlerin birbirine üstün kılınması, her birinin diğerinde bulunmayan bir meziyetle özel olarak donatılmasıyla gerçekleşmiştir. Musa Allah ile konuşmakla, Muhammed ise umumi davet, çok sayıda delil, süregelen mucizeler ve sayılamayacak kadar çok ilmi-ameli faziletle temayüz etmiştir. İsa ise açık mucizeleri ve Ruhu'l-Kudüs ile teyid edilmesi sebebiyle Yahudi ve Hristiyanların onu aşırı küçümseme veya yüceltmelerine karşı özellikle zikredilmiştir.
فضلنا بعضهم على بعض بأن خصصناه بمنقبة ليست لغيرهGemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin peygamberler arasındaki derece farkını ele aldığı konusunda birleşir; bu farkın her peygambere özgü bir meziyet, mucize veya makamla ilişkilendirildiği ve bunun keyfi değil anlamlı bir tafdil olduğu ortak vurgudur. Ayrıca Zemahşerî ile Kurtubî zamir/lafız tahlilinde dilsel-belaği yönteme öncelik verirken, Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr 'peygamberler arasında üstünlük yapmayın' hadisiyle ayet arasındaki görünen çelişkiyi çözmeye çalışır ve bu çözümde ortaklaşırlar: yasaklanan şey delilsiz, taraftarca üstünlük iddiasıdır; ayetteki tafdil ise Allah'ın tahsisiyledir.
Unterschiede
Zemahşerî daha çok dil ve zamir tahliline yoğunlaşırken, Kurtubî buna ek olarak müennes-müzekker uyumu gibi ince gramer noktalarını işler. Râzî meseleyi kader ve itikad tartışmasına taşıyarak üç boyutlu (makam, mucize, dünyevi güç) sistematik bir tafdil çerçevesi sunar. İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle spesifik hadislere dayanarak kimlerin kastedildiğini netleştirir. Beydâvî ise her peygamberin ayırt edici vasfını özetleyerek daha kısa, bağlamsal bir okuma yapar. Bu farklar, dilbilimsel tefsir (Zemahşerî, Kurtubî), kelami-mantıksal tefsir (Râzî), rivayet tefsiri (İbn Kesîr) ve özet-bağlamsal tefsir (Beydâvî) ekolleri arasındaki yöntem çeşitliliğini yansıtır.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessiri Zemahşerî'den başlayarak Kurtubî, Râzî, Beydâvî ve nihayet İbn Kesîr'e kadar giden çizgide, dil tahlilinden hadis yoluyla uzlaştırmaya doğru bir yöntem çeşitlenmesi görülür; ancak ayetin temel mesajı olan 'peygamberler arası derece farkının hikmete dayalı oluşu' sabit kalmıştır. Zamanla tartışma, salt dilsel izahtan; hadislerle ayet arasındaki görünürdeki çelişkiyi çözme çabasına doğru derinleşmiştir.
Bu karşılaştırmalı okuma, farklı üstünlüklerin herkeste bulunmayabileceğini ama her birinin kendi alanında bir değer taşıyabileceğini hatırlatır; bu da toplumsal hayatta farklılıklara saygı ve hoşgörülü bir bakışla ilişkilendirilebilir. Ayrıca ilim ehlinin metni farklı yöntemlerle ele alması, bilgiye yaklaşırken çok yönlü ve dikkatli bir tutumun kıymetini gösterebilir. Peygamberler arasında kıyas yaparken haddi aşmama uyarısı, günümüzde de insanlar arasında yargılarken ölçülü ve mütevazı bir dil kullanmanın önemine işaret edebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben