أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَٱلْـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَٰجِدِ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

“Erlaubt ist euch, in der Nacht des Fastens mit euren Frauen Beischlaf auszuüben; sie sind euch ein Kleid, und ihr seid ihnen ein Kleid. Allah weiß, daß ihr euch selbst (immer wieder) betrogt, und da hat Er eure Reue angenommen und euch verziehen. Von jetzt an verkehrt mit ihnen und trachtet nach dem, was Allah für euch bestimmt hat, und eßt und trinkt, bis sich für euch der weiße vom schwarzen Faden der Morgendämmerung klar unterscheidet! Hierauf vollzieht das Fasten bis zur Nacht! Und verkehrt nicht mit ihnen, während ihr euch (zur Andacht) in die Gebetsstätten zurückgezogen habt! Dies sind Allahs Grenzen, so kommt ihnen nicht zu nahe! So macht Allah den Menschen Seine Zeichen klar, auf daß sie gottesfürchtig werden mögen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyette geçen 'beyaz iplik'ten kastedilen, gecenin karanlığı üzerinde yayılıp gökyüzünü aydınlatan gerçek fecrin beyazlığıdır; sahte fecrin (yalancı sabah) gökte parlayan ışık huzmesi ile karıştırılmaması gerekir. Bu beyaz iplik fecrin tamamı değil, fecrin bir alameti/başlangıcıdır; göründüğü anda oruç başlar, yeme-içme ve cinsel ilişki haram olur. Müfessir bu ölçüye dayanarak, oruca niyetlenenlerin güneş doğana kadar yiyip içebileceğini söyleyenlerin görüşünü hatalı bulur.

الضوء الساطع في السماء ليس بالصبح، ولكن ذاك الصبح الكذاب، إنما الصبح إذا انفضح الأفق
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'onlardan hesap sorulmayacak' ifadesindeki zamir, ya ehl-i kitaba (çünkü onlar zaten bâs'i kabul ederler) ya da müşriklerden bâs haberini duyunca korkup helâk olmaktan çekineceği bilinen kişilere aittir; bunlara uyarı yapılması umulur, inatçı olanlara değil. 'Lealle-hüm yectenibûn' ifadesi ise ya bu kişilerin utanç veya rahatsız olma korkusuyla batıl konuşmadan kaçınmalarını, ya da müttakilerin takvalarında sebat edip artırmalarını murad eder. Ayrıca rivayet edilir ki müslümanlar, Kur'an alay konusu edildiğinde her seferinde kalkmaları gerekirse Mescid-i Haram'da oturamayacaklarını ve tavaf edemeyeceklerini söylemişler, bunun üzerine kendilerine ruhsat verilmiştir.

وإما ناس من المشركين علم من حالهم أنهم يخافون إذا سمعوا بحديث البعث أن يكون حقا فيهلكوا ، فهم ممن يرجى أن ينجع فيهم الإنذار ، دون المتمردين منهم ، فأمر أن ينذر هؤلاء
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, Bakara 187. ayetin oruç ve cinsel ilişki hükümlerine dair birçok boyutunu ele alır: eşlerin birbirine 'libas' (örtü/elbise) olarak nitelendirilmesi, ramazan gecelerinde cinsel ilişkinin mubah kılınmasının hikmeti, sahur vaktinin (beyaz iplik-siyah iplik) fecirle tayini, iftarın vaktinde yapılmasının teşvik edilmesi ve visal orucunun yasaklanması, son olarak da itikâf halinde iken eşlere yaklaşmanın haram kılınması konularını işler. Bu hükümlerin her biri ayetin farklı bölümlerine bağlanarak hadis rivayetleriyle desteklenir.

وحاصله أن الرجل والمرأة كل منهما يخالط الآخر ويماسه ويضاجعه فناسب أن يرخص لهم في المجامعة في ليل رمضان لئلا يشق ذلك عليهم ويحرجوا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayet grubu, oruç gecelerinde eşlerle ilişkinin (mübaşeret) helal kılınmasının nesih hükmünü açıklar; 'rafes' cinsel ilişkinin kinayeli ifadesidir ve 'hunne libâsün leküm' ifadesi bu helalliğin sebebini, yani eşlere karşı sabredememe ve onlarla iç içe olmanın zorluğunu beyan eder. Ayrıca 'hattâ yetebeyyene lekümül-hayṭul-ebyad' ifadesi fecrin başlangıcını beyaz ve siyah iplik benzetmesiyle anlatır, bu da yeme-içmenin sınırını gösterir. Son olarak i'tikaf halinde eşlerle mübaşeretin (cinsel ilişkinin) yasak olduğu ve bunun ibadeti bozacağı, 'hudûdullah'a yaklaşmamanın da hak ile batıl arasındaki sınırı aşmama anlamına geldiği belirtilir.

والرفث: كناية عن الجماع، لأنه لا يكاد يخلو من رفث وهو الإفصاح بما يجب أن يكنى عنه، وعدي بإلى لتضمنه معنى الإفضاء، وإيثاره هاهنا لتقبيح ما ارتكبوه ولذلك سماه خيانة.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre oruç ile ilgili hükümler İslam öncesi Cahiliye adetlerinin fesadını beyan etmek için inmiştir; Cahiliye ehli hac günlerinde az yemek yiyip yağlı yiyeceklerden kaçınarak haclarını büyütmeye çalışıyorlardı, bir kısmı da hayvanların karınlarındaki bazı şeylerin Allah tarafından haram kılındığını iddia edip bahîre ve sâibeyi haram sayıyorlardı. Ayet, her iki yanlış anlayışın da geçersizliğini göstermek üzere inmiştir. Ayrıca 'Rabbena' kelimesindeki hüküm mutlak olup bütün zamanları ve yiyecek-içecekleri kapsar; bu yüzden asıl olan, ayrı bir delil ile tahsis edilmedikçe her vakitte ve her yiyecek-içecekte helalliktir.

فأنزل الله تعالى هذه الآية لبيان فساد تلك الطريقة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre metin, ayette geçen 'rafes' kelimesinin cinsel ilişkiye kinaye olduğunu, Allah'ın kerim olması nedeniyle bu tabirin kullanıldığını belirtir. Ayrıca 'libas' (örtü) kelimesinin, eşlerin birbirine sarılıp bütünleşmesini ifade ettiği, her birinin diğerini örtmesi anlamında kullanıldığı açıklanır. Son olarak 'ma kataballahu lekum' ifadesinin çocuk isteme, Kur'an, Kadir gecesi veya ruhsat isteme gibi farklı anlamlara geldiği aktarılır.

والرفث : كناية عن الجماع لأن الله عز وجل كريم يكنى قاله بن عباس والسدي

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Kurtubî'nin ele aldığı ortak nokta, Bakara 187'deki 'beyaz iplik-siyah iplik' ifadesinin fecrin (sahur vaktinin) başlangıcını gösterdiği ve orucun bu anla sınırlandığı konusundaki uzlaşıdır; ayrıca 'rafes' ve 'libas' kelimelerinin cinsel ilişkiye kinaye ve eşler arası bütünleşmeyi ifade ettiği hususunda da Kurtubî, Beydâvî ve İbn Kesîr benzer açıklamalar sunar. Tüm müfessirler dil/belağat tahlili ile sahabe-tabiin rivayetlerini birlikte kullanır.

Unterschiede

Zemahşerî ve Râzî farklı bir pasaja (zamirin merciini tartışma ve Cahiliye adetlerinin eleştirisi) odaklanırken, Taberî fıkhi ölçüyü netleştirmeye, İbn Kesîr hükümleri hadis rivayetleriyle bütüncül işlemeye, Beydâvî nesih ve i'tikaf fıkhına, Kurtubî ise kelime tahliline ağırlık verir. Bu farklar, dilbilimci (Zemahşerî, Beydâvî), rivayet ağırlıklı (Taberî, İbn Kesîr) ve usul/bağlamsal (Râzî) yaklaşım farklarından kaynaklanır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî sahabe-tabiin rivayetlerine dayanarak dil temelli bir açıklama sunarken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, Kurtubî) buna belagat, usul ve bağlamsal katmanlar ekleyerek konuyu genişletmiş; temel fıkhi çerçeve (fecrin başlangıcı, ilişkinin kinayeli ifadesi) dönemler boyunca sabit kalmış, yorumlama araçları çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, ibadetlerde hem manevi derinliğin hem de belirli ölçülerin/sınırların önemine işaret eder; ilim (dil, gözlem, zaman tayini) ile ibadetin uyumlu yürütülmesi gerektiğini hatırlatır. Aile hayatında eşlerin birbirine 'örtü' olması, karşılıklı sabır, anlayış ve dayanışmanın kıymetine dair genel bir ders çıkarılabilir. Ayrıca farklı yorumların bir arada saygıyla değerlendirilmesi, hoşgörü ve müzakere ruhunun bir örneği olarak okunabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben