أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ وَٱلْعَذَابَ بِٱلْمَغْفِرَةِ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى ٱلنَّارِ

“Das sind diejenigen, die das Irregehen für die Rechtleitung erkauft haben und die Strafe für die Vergebung. Wie beharrlich sind sie gegenüber dem (Höllen)feuer!” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, ateşin üzerinde bulunmak (على النار) ifadesinin, ateşe yakın olmayı, ona yaslanıp ondan yararlanmak üzere etrafını çevirerek ayakta veya oturarak yakınında durmayı ifade ettiğini belirtir. Bu durumda kişiler ateşe hâkim/yüksekte gibi konumlanmış olurlar, tıpkı 'على' harfinin yakınlık ve ihata anlamı taşıması gibi.

أو لأن المصطلين بها والمستمتعين بها إذا تكنفوها قياما وقعودا كانوا مشرفين عليها
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî'ye göre "مَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ" ifadesi için iki temel görüş vardır: birincisi bunun kınama/azarlama anlamında bir istifham olduğu (yani 'onları ateşe karşı ne dayanıklı kıldı, hakkı terk edip batılı izlemelerine sebep olan nedir'), ikincisi ise bunun taaccüb (şaşkınlık ifadesi) anlamında olduğudur. Taaccüb yorumuna göre, kişi ateşi gerektiren bir şeye razı olup onu bilerek işlediğinde, sanki o azaba razı olmuş ve ona sabretmiş gibi kabul edilir. Râzî ayrıca bu tabirin Allah'a nispet edilen 'acep' kavramıyla ilişkisini, hem Kur'an'dan (Ra'd 5) hem de bir hadisten delil getirerek tartışır ve Allah'a nispet edilen taaccübün insanlardaki taaccübden farklı olduğunu belirtir.

أحدهما : أن { ما } في هذه الآية استفهام التوبيخ معناه : ما الذي أصبرهم وأي شيء صبرهم على النار حتى تركوا الحق واتبعوا الباطل وهذا قول عطاء وابن زيد
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki 'ما' edatı, cumhura göre (Hasan, Mücahid) taaccüb/şaşkınlık ifade eder ve 'ateşe karşı sabırlarına şaşılsın' anlamındadır; Hasan, Katade, İbn Cübeyr ve Rabi' ise bunu 'onları ateşe sürükleyen ne cesarettir' şeklinde Yemen lehçesine dayanarak yorumlamıştır. Ayrıca İbn Abbas, Süddi, Ata ve Ebu Ubeyde'ye göre 'ما' istifham-ı tevbih (kınama sorusu) anlamı taşır ve 'onların ateş ehlinin amelindeki sebatı nedir ki' demektir.

قال الحسن وقتادة وبن جبير والربيع : ما لهم والله عليها من صبر ولكن ما أجراهم على النار وهي لغة يمنية معروفة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre ayet, kâfirlerin bağışlanma yerine azabı tercih ederek buna yol açan sebepleri işlediklerini; içinde bulundukları ateşe karşı ne kadar dayanıklı/ısrarlı oldukları görülünce hayrete düşürecek derecede şiddetli, büyük ve dehşetli bir azapta olduklarını bildirir. Bu ifadenin bir diğer anlamının da, onları ateşe götüren günahları işlemekte ne denli ısrarcı ve sebatkâr olduklarına işaret ettiği nakledilmiştir.

يخبر تعالى أنهم في عذاب شديد عظيم هائل يتعجب من رآهم فيها من صبرهم على ذلك مع شدة ماهم فيه من العذاب والنكال والأغلال
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, 'فما أصبرهم على النار' ifadesindeki 'ما' harfinin iki farklı yorumunu aktarır: bazı müfessirlere göre bu istifham (soru) anlamındadır, yani 'onları ateşe karşı sabırlı kılan nedir?' demektir; bazılarına göre ise taaccüb (şaşkınlık ifadesi) anlamındadır, yani 'onları ateşe sürükleyen cüretleri ne kadar da şiddetlidir' demektir. Taberî kendisi taaccüb görüşünü tercih ederek, 'ذلك' işaretinin ayette geçen tüm hususlara racî olduğunu belirtir.

وقال آخرون: هو تعجب، يعني: فما أشد جرأتهم على النار بعملهم أعمال أهل النار
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre Kitap'tan indirileni gizleyip karşılığında az bir bedel alanların karınlarında yiyecekleri şey ateştir; bu durum ya karşılığında aldıkları şeyin ateşe götürmesi sebebiyle mecazen ateş yemek olarak ifade edilmiş, ya da bizzat kıyamet gününde gerçekten ateş yiyecekleri anlamındadır. Allah'ın onlarla konuşmaması O'nun onlara gazabını ve yakınlarına gösterilen ikramdan mahrum bırakılışlarını ifade eder. Bu kimseler dünyada hidayeti sapıklığa, ahirette de mağfireti azaba tercih etmiş olup, ateşe karşı gösterdikleri bu göz alıcı sabra taaccüb edilmektedir.

ولا يكلمهم الله يوم القيامة عبارة عن غضبه عليهم

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayetteki 'ما' edatının iki temel anlam ekseninde döndüğü konusunda hemfikirdir: ya taaccüb (şaşkınlık) ya da istifham-ı tevbih (kınama sorusu). Ayrıca çoğu, kâfirlerin hakkı bırakıp batılı, hidayeti sapıklığı tercih etmelerindeki ısrar ve sebatın vurgulandığı noktasında birleşir.

Unterschiede

Zemahşerî konuyu daha çok 'على' harfinin dilsel/edebî yakınlık-ihata anlamına odaklanarak ele alırken, Râzî ve Taberî istifham-taaccüb ayrımını rivayetlerle destekleyip tercihte bulunur (Taberî taaccübü öne çıkarır). Kurtubî bu iki görüşü sahabe-tabiin isimlendirmeleriyle detaylandırıp Yemen lehçesi gibi dilsel bir izah da ekler. İbn Kesîr ve Beydâvî ise daha çok ahlaki/işlevsel yorum sunarak günahta ısrarın şiddetine dikkat çeker; Beydâvî ayrıca ayetin bağlamındaki 'ateş yemek' ifadesini de mecaz-hakikat tartışmasıyla genişletir.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessirleri (Taberî, Zemahşerî) daha çok rivayet ve dil tahliline dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) bu birikimi sistemleştirip istifham-taaccüb tartışmasını daha net kategorilere ayırmış, farklı sahabi/tabiin görüşlerini bir araya toplamıştır. Temel yorum çerçevesi zaman içinde büyük ölçüde sabit kalmış, esas olarak dilbilimsel derinleştirme ve rivayetlerin sistemleştirilmesi yönünde bir gelişim görülmüştür.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayetin farklı yorumları, bir kişinin bilerek yanlış bir yolda ısrar etmesinin, sonunda kendisine zarar veren bir tutum haline gelebileceğine dikkat çeker. Günümüzde bu, doğruyu bilip de kişisel çıkar uğruna gerçeği gizlememe, ilim ile vicdanı birlikte koruma ve ihlasla hareket etme konusunda düşünmeye vesile olabilir. Böylece ayet, bireyin kendi tercihlerinin sorumluluğunu üstlenmesi ve doğruluktan taviz vermemesi temasıyla ilişkilendirilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben