قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
“Sagt: Wir glauben an Allah und an das, was zu uns (als Offenbarung) herabgesandt worden ist, und an das, was zu Ibrahim, Isma'il, lshaq, Ya`qub und den Stämmen herabgesandt wurde, und (an das,) was Musa und 'Isa gegeben wurde, und (an das,) was den Propheten von ihrem Herrn gegeben wurde. Wir machen keinen Unterschied bei jemandem von ihnen, und wir sind Ihm ergeben.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayet, Yahudi ve Hristiyanların müminlere 'yahudi veya hristiyan olun ki hidayet bulasınız' çağrısına karşı, müminlerin vermesi gereken cevabı öğretmektedir: Allah'a, Hz. Peygamber'e indirilen kitaba, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa'ya verilen Tevrat'a, İsa'ya verilen İncil'e ve tüm peygamberlere verilen kitaplara topluca iman etmek gerekir. Bu iman, peygamberlerden bazısını kabul edip bazısını reddetme şeklinde olmamalı; tam tersine Yahudi ve Hristiyanların yaptığı gibi bir kısım peygamberi tasdik edip bir kısmını inkâr etmek yerine, hepsinin Allah'ın hak ve hidayet üzere gönderdiği elçiler olduğuna şahitlik edilmelidir.
لا نؤمن ببعض الأنبياء ونكفر ببعض، ونتبرأ من بعض، ونتولى بعضا، كما تبرأت اليهود من عيسى ومحمد عليهما السلام وأقرت بغيرهما من الأنبياء، وكما تبرأت النصارى من محمد صلى الله عليه وسلم وأقرت بغيره من الأنبياء؛ بل نشهد لجميعهم أنهم كانوا رسل الله وأنبياءه، بعثوا بالحق والهدى
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî önce esbât kelimesinin İsrailoğulları için kabile anlamına geldiğini, Halil ve Zemahşerî'den nakille açıklar. Ardından 'aralarında ayrım yapmayız' ifadesinin iki yorumunu verir: peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmemek, ya da onların din esasları bakımından ayrı olmadığını, hepsinin İslam üzere birleştiğini kabul etmek. Ayrıca tüm peygamberlere iman etmenin gerekliliğinin, Hz. Peygamber'in bütün nebileri tasdik eden biri olduğunu ispat etme ve Ehl-i Kitab'ın mucize esasına dayanan tutarsız mezheplerini eleştirme gibi faydaları olduğunu belirtir.
أما قوله : ففيه وجهان . الأول : أنا لا نؤمن ببعض ونكفر ببعض ، فإنا لو فعلنا ذلك كانت المناقضة لازمة على الدليل وذلك غير جائز . الثاني : لا نفرق بين أحد منهم ، أي لا نقول : إنهم متفرقون في أصول الديانات ، بل هم مجتمعون على الأصول التي هي الإسلام
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayeti önce bir hadis ve selef uygulamalarıyla açıklar: Ehl-i kitabın söylediklerine ne tasdik ne tekzip edilmeden 'Allah'a ve indirilene iman ettik' denilmesi öğütlenir. Ardından İbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre, ayetin nüzul sebebi Yahudilerin Hz. Peygamber'e hangi peygamberlere iman ettiğini sormaları ve Hz. İsa'ya gelince iman etmeyi reddetmeleridir. Metin ayrıca İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub, İsrail gibi isimlerin dilbilimsel çoğul yapılarını ve esbat kelimesinin (Ya'kub'un on iki oğlu) anlamını ayrıntılı biçimde ele alır.
قال بن عباس : جاء نفر من اليهود إلى النبي صلى الله عليه وسلم فسألوه عمن يؤمن به من الأنبياء فنزلت الآية فلما جاء ذكر عيسى قالوا : لا نؤمن بعيسى ولا من آمن به
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, ayette geçen 'esbât' (torunlar/kabileler) ifadesinin Hz. Yakub'un on iki oğlundan yayılan İsrailoğulları'nın kollarını ifade ettiğini belirtir. Bu kollara vahiy verildiğinin toplu olarak zikredildiğini, ancak bu kabilelerden hangi kişilere gerçekten peygamberlik verildiğine dair kesin bir delil bulunmadığını açıklar.
يذكر تعالى أنه أوحى إلى الأنبياء من أسباط بني إسرائيل فذكرهم إجمالا لأنهم كثيرون ولكن كل سبط من نسل رجل من إخوة يوسف ولم يقم دليل على أعيان هؤلاء أنهم أوحي إليهم والله أعلم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayette önce Kur'an'ın zikredilmesi, onun bize nispetle önce gelmesi veya diğer kitaplara imanın sebebi olması nedeniyledir. İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbâta indirilenin 'suhuf' olduğunu, bunların aslen İbrahim'e inse de onun torunlarının da bu hükümlere tabi olmaları nedeniyle onlara da indirilmiş sayıldığını belirtir. Musa ve İsa'nın Tevrat ve İncil ile ayrıca zikredilmesinin sebebi, bu iki kitap hakkındaki hükmün öncekilerden farklı olması ve ihtilafın bunlarda yoğunlaşmasıdır.
وهي وإن نزلت إلى إبراهيم لكنهم لما كانوا متعبدين بتفاصيلها داخلين تحت أحكامها فهي أيضا منزلة إليهم، كما أن القرآن منزل إلينا
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin, peygamberler arasında ayrım yapmadan hepsine topluca iman etmeyi öğrettiği konusunda hemfikirdir; ayrıca 'esbât' kelimesinin Hz. Yakub'un torunları/kabileleri anlamına geldiği ve ayetin Ehl-i Kitab'ın bir kısım peygamberi kabul edip bir kısmını reddetme tutumuna karşı bir cevap niteliği taşıdığı noktasında ortaklaşırlar.
Unterschiede
Taberî ayeti öncelikle bağlamsal olarak Yahudi-Hristiyan çağrısına verilecek cevap çerçevesinde ele alırken, Kurtubî hadis ve nüzul sebebi rivayetleriyle olayı tarihsel bir zemine oturtur. Râzî ise kelamî bir yaklaşımla 'ayrım yapmama' ifadesine iki farklı yorum getirir ve bunun Hz. Peygamber'in tüm nebileri tasdik ettiğini ispatlama işlevine dikkat çeker. İbn Kesîr daha ihtiyatlı bir dille esbâttan kimlerin gerçekten peygamber olduğuna dair kesin bilgi bulunmadığını vurgular; Beydâvî ise dilbilimsel/belağat odaklı bir okumayla ayetteki kitapların zikrediliş sırasının nedenlerini açıklamaya yönelir. Bu farklar, müfessirlerin dilci, kelamcı, hadis/rivayet odaklı ya da bağlamsal yöntemlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel mesajı (peygamberler arasında ayrım yapmama, hepsine iman) sabit kalmış; ancak zamanla tefsir yöntemi dilbilimsel ve kelamî derinleşmeye, rivayet ve hadis kullanımının sistematikleşmesine evrilmiştir. Erken dönemde bağlamsal-tarihsel okuma ağır basarken, sonraki dönemlerde dil analizi ve kelamî tartışmalar ön plana çıkmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, farklı dini geleneklere mensup insanlarla ilişkilerde ayrımcılıktan uzak, kapsayıcı bir duruşun önemine işaret edebilir. Peygamberler arasında ayrım yapmama ilkesi, günümüzde de hoşgörü ve diyalog ruhunu besleyen bir tutum olarak düşünülebilir. Aynı zamanda ilim ile iman arasında kurulan bu dilbilimsel ve tarihsel derinlik, bilgiye dayalı, dengeli bir inanç anlayışının teşvik edilmesine örnek gösterilebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben