“Das ist der (Paradies)garten, den Wir denjenigen von Unseren Dienern zum Erbe geben, die gottesfürchtig sind.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî bu ayette geçen 'cennet'in, sıfatı önceden anlatılan cennet olduğunu belirtir. Bu cennetin, Allah'tan korkup emirlerini yerine getiren ve yasaklarından sakınan kullara miras kılınacağını, hatta cehennem ehlinin (cennetteki) meskenlerinin de bu takva sahiplerine miras bırakılacağını ifade eder.
هذه الجنة التي وصفت لكم أيها الناس صفتها، هي الجنة التي نورثها، يقول: نورث مساكن أهل النار فيها يقول: من كان ذا اتقاء عذاب الله بأداء فرائضه، واجتناب معاصيه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre 'nûrisu' (miras kılarız) ifadesi bir istiaredir; Allah'ın cenneti kula bırakması, mirasçıya malın bırakılmasına benzetilmiştir. Takva sahipleri kıyamet günü amelleri bitmiş fakat semereleri (cennet) kalmış olarak Rablerine kavuşurlar; Allah onları cennete koyduğunda takvalarının karşılığını, mirasçının ölenden mal miras aldığı gibi onlara miras kılmış olur. Ayrıca bir başka görüşe göre onlara, itaat etselerdi cehennemliklerin sahip olacağı meskenler miras verilmiştir.
استعارة ، أي : نبقي عليه الجنة كما نبقي على الوارث مال المورث ولأن الأتقياء يلقون ربهم يوم القيامة قد انقضت أعمالهم وثمرتها باقية وهي الجنة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre ayetteki 'نورث' kelimesi, tasvir edilen cennetin, kullarından takvâ sahibi olanlara miras kılınacağını ifade eder. İbn Abbas'ın görüşüne göre buradaki takva, Allah'a karşı sakınmak ve O'na itaat etmekle tanımlanır. Ayrıca bazı âlimler ifadenin takdim-tehir üzere olduğunu, yani asıl anlamın 'kullarımızdan takva sahibi olanı(a) miras kılarız' şeklinde olduğunu belirtmişlerdir.
قال بن عباس : أي من اتقاني وعمل بطاعتي وقيل : هو على التقديم والتأخير تقديره : نورث من كان تقيا من عبادنا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, bu ayette anlatılan cennetin, önceki ayetlerde büyük vasıflarla tasvir edilen o cennet olduğunu ve Allah'ın bunu kullarından takva sahiplerine miras kılacağını belirtir. Bu müttakiler; darlıkta ve bollukta Allah'a itaat eden, öfkesini yenen ve insanları bağışlayan kimseler olarak tanımlanır. Bu tanım, Mü'minûn suresinin başındaki benzer nitelikli ayetlerle irtibatlandırılarak desteklenir.
أي هذه الجنة التي وصفنا بهذه الصفات العظيمة هي التي نورثها عبادنا المتقين وهم المطيعون لله عز وجل في السراء والضراء والكاظمون الغيظ والعافون عن الناس
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre müminlere vaad edilen cennet, kullarından takva sahibi olanlara 'miras' olarak verilecektir; bu, onların takvalarının bir meyvesi olarak kendilerinde kalıcı bir şekilde sabit kılınmasını ifade eder. Bir görüşe göre ise takva sahipleri, itaat etselerdi cehennem ehline ait olacak olan meskenleri de ek bir ikram olarak miras alacaklardır.
والوراثة أقوى لفظ يستعمل في التملك والاستحقاق من حيث إنها لا تعقب بفسخ ولا استرجاع، ولا تبطل برد ولا إسقاط
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetteki 'نورث' kelimesi hakkında birkaç görüş nakledilmektedir: istiare olarak varise mal bırakma anlamında kullanılması, itaat etseydi kendisine ait olacak makamların takva sahiplerine intikali, sonunda amellerin bitip semeresinin (cennetin) miras gibi kalması ve takvanın hem günahlardan sakınmayı hem farzları terk etmemeyi kapsaması. Kadî'nin bu ayetten cennete ancak takva sahiplerinin gireceği, büyük günah işleyen fasıkın giremeyeceği sonucunu çıkarmasına karşı Râzî, ayetin sadece müttakinin gireceğini gösterdiğini, müttaki olmayanın giremeyeceğine dair bir delalet taşımadığını, ayrıca büyük günah sahibinin de küfürden sakınan biri olarak 'müttaki' kapsamına girdiğini belirterek bu görüşü reddeder.
فصاحب الكبيرة متق عن الكفر ومن صدق عليه أنه متق عن الكفر فقد صدق عليه أنه متق
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetteki cennetin, önceki ayetlerde sıfatları anlatılan cennet olduğu ve 'nûrisu' (miras kılarız) ifadesinin takva sahiplerine yönelik olduğu konusunda birleşir. Ayrıca birçoğu, cehennem ehline ait olacak meskenlerin de bu takva sahiplerine ek olarak miras verildiği görüşünü nakleder ve takvanın Allah'a itaat, günahlardan sakınma anlamına geldiğini vurgular.
Unterschiede
Taberî ayeti daha çok doğrudan dil izahıyla açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî 'miras' ifadesinin bir istiare (mecaz) olduğunu, amellerin bitip semeresi kalan kimseye mal bırakma benzetmesi yoluyla anlaşılması gerektiğini vurgular. Kurtubî kıraat farklarına ve İbn Abbas rivayetine dayanarak dilbilimsel bir takdim-tehir yorumu getirir. İbn Kesîr ayeti Mü'minûn suresiyle irtibatlandırarak bağlamsal bir okuma sunar. Râzî ise meseleyi kelami bir tartışmaya taşıyarak, ayetin sadece müttakinin cennete gireceğini gösterip müttaki olmayanın giremeyeceğine dair kesin bir delil taşımadığını, büyük günah sahibinin de küfürden sakınması nedeniyle müttaki sayılabileceğini savunarak Kadî'nin görüşüne itiraz eder.
Historischer Kontext
Taberî'nin erken dönem yaklaşımı ayetin zahir anlamına odaklanırken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat inceliğinin (istiare, mecaz) ön plana çıktığı görülür. Kurtubî ve İbn Kesîr'de rivayet ve bağlamsal okuma yöntemleri güçlenir, Râzî'de ise kelami tartışma boyutu eklenir. Temel anlam (cennetin takva sahiplerine miras kılınması) tüm dönemlerde sabit kalmış, ancak yorum araçları ve tartışılan meseleler zenginleşmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, kişinin hayatındaki sabır, itaat ve öfkeye hâkim olma gibi çabaların boşa gitmeyeceği, emeklerin bir karşılığının olacağı fikrini hatırlatabilir. Günlük hayatta darlıkta ve bollukta dengeli bir tutum sergilemek, insanlarla ilişkilerde bağışlayıcı olmak, bu ayetin işaret ettiği takva anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Bu bağlamda ayet, ihlasla ve sabırla sürdürülen çabaların manevi bir anlam taşıdığına dair ihtiyatlı bir düşünceye kapı açar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben