وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ إِنَّا جَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن تَدْعُهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ فَلَن يَهْتَدُوٓا۟ إِذًا أَبَدًا
“Wer ist denn ungerechter als jemand, der mit den Zeichen seines Herrn ermahnt wird und sich dann von ihnen abwendet und vergißt, was seine Hände vorausgeschickt haben. Gewiß, Wir haben auf ihre Herzen Hüllen gelegt, so daß sie ihn nicht verstehen, und in ihre Ohren Schwerhörigkeit; und wenn du sie zur Rechtleitung rufst, dann werden sie sich also niemals rechtleiten lassen.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, Allah'ın ayetleri ve delilleriyle kendisine öğüt verilip doğru yola iletildikten sonra bunlardan yüz çeviren, geçmiş helak edici günahlarını unutup tevbe etmeyen kimseyi kınamaktadır. Bu tür kimselerin kalplerine, ayetleri anlamamaları için Allah tarafından örtüler/perdeler konulduğu, dolayısıyla bunların artık hakka yönelemeyecekleri ve iman edemeyecekleri belirtilir; çünkü Allah kalplerini, işitme ve görmelerini mühürlemiştir.
وأي الناس أوضع للإعراض والصد في غير موضعهما ممن ذكره بآياته وحججه، فدله بها على سبيل الرشاد، وهداه بها إلى طريق النجاة، فأعرض عن آياته وأدلته التي في استدلاله بها الوصول إلى الخلاص من الهلاك
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu ayet, kâfirlerin öğüt karşısında düşünmeyip gaflete düşmelerini ve isyanın sonucunu hiç hesaba katmamalarını anlatır. Onların bu yüz çevirişleri ve unutuşları, kalplerinin mühürlenmiş olmasıyla açıklanır; bu durum tekliflerinin süresi boyunca değişmeyecek şekilde köklü bir sapkınlıktır. Ayrıca 'إذا' edatının cevap-şart yapısı, Peygamber'in onları hidayete çağırma isteğine karşı verilen bir cevap niteliğindedir; onları hidayete sevk etmesi gereken çağrının aksine sonucu doğurduğu belirtilir.
ثم علل إعراضهم ونسيانهم بأنهم مطبوع على قلوبهم ، وجمع بعد الافراد حملا على لفظ من ومعناه فلا يكون منهم اهتداء البتة ، كأنه محال منهم لشدة تصميمهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetteki 'mâ' edatı iki şekilde okunabilir: istifham anlamında ya da ism-i mevsûl (الذي) anlamında; ikinci durumda cümlede zamir hazfi ve fiilin mecazi kullanımı gibi iki hazif söz konusudur. Ayrıca ayetteki 'el-mer'' kelimesinin herkesi kapsayan genel bir ifade olduğu, çünkü kişinin ya takva ehlinin amelini işleyip büyük mükafatı ya da kâfirlerin amelini işleyip Allah'ın tasvir ettiği azabı hak edeceği belirtilir.
فيه وجهان الأول : أنها استفهامية منصوبة بقدمت ، أي ينظر أي شيء قدمت يداه الثاني : أن تكون بمعنى الذي وتكون منصوبة ينتظر ، والتقدير : ينظر إلى الذي قدمت يداه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ayet, Rabbinin ayetleriyle öğüt verilip de bunları önemsemeyerek yüz çeviren, yani küfür ve isyanlarını terk etmeyip tevbe etmeyen kimseden daha zalim kimse olmadığını bildirir. Buna göre 'nesyân' burada terk etme anlamındadır; bir görüşe göre ise kendi işlediklerini ve karşılaşacağı azabı unutması kastedilmiştir, ancak iki anlam birbirine yakındır. Küfürleri sebebiyle Allah'ın imanı kalplerine ve kulaklarına girmekten men ettiği, bunun belirli bir kavim hakkında indiği ve Kaderiyye'nin görüşünü reddettiği belirtilir.
فالنسيان هنا بمعنى الترك وقيل : المعنى نسي ما قدم لنفسه وحصل من العذاب والمعنى متقارب بسبب كفرهم أي نحن منعنا الايمان من أن يدخل قلوبهم وأسماعهم أي إلى الايمان نزل في قوم معينين وهو يرد على القدرية قولهم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ifade, bu kişilerin kalplerinin hakikati kavramasını engelleyen bir örtü ve perde ile kaplı olduğunu anlatmaktadır; bu durum onların kötü amelleri ve çirkin fiilleri sebebiyledir.
أي من الأعمال السيئة والأفعال القبيحة أي قلوب هؤلاء ( أكنة ) أي أغطية وغشاوة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayette kastedilen zulüm, Kur'an ayetleriyle kendisine hatırlatma yapıldığı halde bunlardan yüz çevirip düşünmeyen, elleriyle işlediği küfür ve günahları unutan kimsenin durumudur. Kalplerinde bulunan örtüler ve kulaklarındaki ağırlık, onların bu yüz çevirme ve unutmalarının bir sebebi/açıklaması olarak zikredilmiştir; bu onların kalplerinin mühürlenmiş olmasından kaynaklanır. Allah'ın Gafûr ve Rahmet sahibi olması, onları hemen cezalandırmayıp Kureyş'e mühlet vermesiyle örneklendirilmiş, gerçek cezanın Bedir günü veya kıyamet günü olan vaadde gerçekleşeceği belirtilmiştir.
إنا جعلنا على قلوبهم أكنة تعليل لإعراضهم ونسيانهم بأنهم مطبوع على قلوبهم. أن يفقهوه كراهة أن يفقهوه، وتذكير الضمير وإفراده للمعنى.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin, kendisine ayetlerle öğüt verildiği halde yüz çeviren ve geçmiş günahlarını/isyanını unutup tevbe etmeyen kimseyi konu aldığında birleşir. Bu yüz çevirme ve unutmanın, kalplerin mühürlenmesi/örtülmesi ile açıklandığı ve bunun kişinin kendi kötü amelleri sebebiyle gerçekleştiği ortak vurgudur.
Unterschiede
Taberî rivayet temelli bir okumayla meseleyi nakil üzerinden temellendirirken, Zemahşerî ve Beydâvî dil-belağat tahliline (şart-cevap yapısı, zamir, tâlil) ağırlık verir. Râzî edatların (mâ) ve zamirin farklı i'râb imkanlarını tartışarak ayeti dilbilimsel açıdan daha teknik ele alır. Kurtubî 'nesyân' kelimesinin anlamını tartışırken meseleyi Kaderiyye'ye reddiye şeklinde kelami bir tartışmaya taşır; bu, diğerlerinde görülmeyen bir yöndür. İbn Kesîr ise sade bir kelime izahıyla yetinir.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti açıklarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî gibi müfessirlerde dil ve belağat analizi öne çıkmış, ayetin gramer yapısı daha ayrıntılı işlenmiştir. Kurtubî ile kelami tartışmaların (Kaderiyye reddiyesi) tefsire dahil olduğu görülür; bu, ekoller arası teolojik hassasiyetlerin zamanla tefsire yansımasının bir örneğidir. Temel mesaj -yüz çevirme, unutma, kalbin mühürlenmesi- tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece izah yöntemleri çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendi hatalarını fark edip düşünmekten uzaklaşmasının kalbi/aklı nasıl etkileyebileceğine dair bir hatırlatma sunar. Günümüzde bu, kişinin öğütlere açık kalması, hatalarından ders çıkarması ve iç muhasebe yapması gibi ahlaki bir tutumla ilişkilendirilebilir. Ayrıca ilim ve tefekkürün, gaflete karşı bir denge unsuru olarak değerli olduğu hatırlanabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben