قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَٰنٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
“Ihre Gesandten sagten zu ihnen: "Wir sind (zwar) nur menschliche Wesen wie ihr, aber Allah erweist Wohltaten, wem von Seinen Dienern Er will. Es steht uns nicht zu, eine Ermächtigung zu bringen - außer mit der Erlaubnis Allahs. Und auf Allah sollen sich die Gläubigen verlassen.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayette geçen ifade, elçilerin de kendileri gibi bir beşer olduğunu söyleyen kavimlerin sözünü nakletmektedir; onlar elçinin sûret ve yaratılışta kendilerine denk bir insan olduğunu iddia etmişlerdir. Taberî bu ifadeyi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) yönelik benzer bir itham olarak da açıklar. Elçilerin cevabı ise Allah'ın dilediği kuluna lütufta bulunup onu hidayete ve hakka muvaffak kılmasıdır; ayrıca elçiler, kendilerinden istenen delil ve burhanı kendi güçleriyle getiremeyeceklerini de ifade etmişlerdir.
يقولون: هل هو إلا إنسان مثلكم في صوركم وخلقكم؟ يعنون بذلك محمدا صلى الله عليه وسلم. وقال: يعني بذلك: ما نحن إلا بشر مثلكم.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre elçilerin 'biz de sizin gibi bir beşeriz' sözü, kavimlerinin iddiasına bir teslimiyet ifadesidir; elçiler sadece beşer oluş yönünden onlara benzediklerini kastetmişlerdir, bunun dışındaki üstünlüklerinde ise onlara benzemedikleri halde bu üstünlüklerini zikretmeyip tevazu göstererek sadece bu sözle sınırlı kalmışlardır.
تسليم لقولهم ، وأنهم بشر مثلهم ، يعنون أنهم مثلهم في البشرية وحدها ، فأما ما وراء ذلك فما كانوا مثلهم ، ولكنهم لم يذكروا فضلهم تواضعا منهم ، واقتصروا على قولهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Fahreddin er-Râzî'ye göre peygamberler kendilerinden istenen ek mucizeler konusunda, getirdikleri mucizenin yeterli ve kesin bir hüccet olduğunu, talep edilen fazladan şeylerin ise Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu söylemişlerdir. Allah bunları yaratıp gösterirse bu O'nun fazlıdır, göstermezse bu da O'nun adaletidir; çünkü yeterli mikdar ortaya çıktıktan sonra ilave talep etmek O'na karşı bir hüküm koyma hakkı vermez. Bu nedenle diğer mucizeleri isteyenlerin bunların gerçekleşmesi konusunda Allah'a tevekkül etmeleri, mucizelerin kendisine değil Allah'a güvenmeleri gerektiği belirtilmiştir.
فأما الأشياء التي طلبتموها فهي أمور زائدة والحكم فيها لله تعالى فإن خلقها وأظهرها فله الفضل وإن لم يخلقها فله العدل ولا يحكم عليه بعد ظهور قدر الكفاية
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, Allah'ın kula lütufta bulunmasının nebilikle, tevfik-hikmet-marifet-hidayetle veya (Sehl b. Abdullah'ın görüşüyle) Kur'an okuma ve onu anlama ile olduğunu nakleder ve bu son görüşü güzel bulur. Ardından İbn Ömer'in rivayetiyle Ebu Zer'in hadisini zikreder; buna göre Allah her gün, gece ve saatte kullarından dilediğine lütufta bulunur ve en büyük lütuf, kullarına kendi zikrini ilham etmesidir.
وما من الله تعالى على عباده بمثل أن يلهمهم ذكره
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayette geçen ifade, Allah'ın verdiği şeyin risalet ve nübüvvet olduğunu belirtmekte, bunun da kavimlerinin kendilerinden talep ettikleriyle uyumlu şekilde gerçekleştiğini ifade etmektedir.
أي بالرسالة والنبوة على وفق ما سألتم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre peygamberler, kendilerinin de insanlar gibi bir beşer olduğunu kabul ederek nübüvvetin kendi kazanımları değil Allah'ın lütfu ve ihsanı olduğunu ifade etmişlerdir. Mucize getirme yetkisinin de kendi iradelerine bağlı olmayıp tamamen Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca 'Bize ne engel var ki Allah'a tevekkül etmeyelim' ifadesiyle, doğru yola hidayet edilmiş olmalarının tevekkül etmemek için hiçbir mazeretlerinin bulunmadığını gösterdiğini, kâfirlerin eziyetlerine karşı sabır konusunda yeminle tevekküllerini teyit ettiklerini aktarır.
سلموا مشاركتهم في الجنس وجعلوا الموجب لاختصاصهم بالنبوة فضل الله ومنه عليهم، وفيه دليل على أن النبوة عطائية وأن ترجيح بعض الجائزات على بعض بمشيئة الله تعالى.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler elçilerin 'biz de sizin gibi bir beşeriz' sözünü, kavimlerin itirazına karşı verilen bir cevap olarak okur; nübüvvet ve lütfun kulun kendi gücüyle değil Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiği, mucizenin de O'nun meşîetine bağlı olduğu ortak vurgudur.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr ifadeyi daha çok bağlamsal/tarihsel nakil çerçevesinde ele alırken, Zemahşerî belağat açısından elçilerin tevazuuna, Râzî kelamî tevekkül temasına, Beydâvî dil tahlili ile fıkhi-kelami çıkarıma, Kurtubî ise rivayet ağırlıklı biçimde 'lütuf'un ne olduğuna (nübüvvet, hidayet veya Kur'an anlayışı) dair farklı görüşleri nakledip birini tercih etmeye yönelmiştir; bu farklılık ekol (dirayet-rivayet) ve dönemin yöntemsel eğilimlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem (Taberî) rivayet ve bağlama dayalı sade bir açıklama sunarken, orta dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve kelam analizini derinleştirmiş, Kurtubî ise rivayetleri zenginleştirerek maneviyata dair bir yorum eklemiştir; temel mesaj (nübüvvetin ilahi lütuf oluşu) dönemler boyunca sabit kalmış, işleniş biçimi çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, insanın kendi çabasının yanında ilahi lütfa muhtaç olduğunu hatırlatarak tevekkül ve sabrın günlük hayatta ihlasla birleşmesine dair bir düşünce sunar. Toplumsal ilişkilerde beşer olmanın ortak paydası, hoşgörü ve mütevazı bir duruşu teşvik edebilir; ilim ve çaba gösterirken sonucu Allah'a havale etme bilinci, bugün de manevi bir denge arayışına kapı açabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben