وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَغْلَٰلُ فِىٓ أَعْنَاقِهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

“Und wenn du dich (schon) wunderst, so sind ihre Worte wunderlich: "Sollen wir etwa, wenn wir zu Erde geworden sind, denn wirklich in neuer Schöpfung (erstehen)?" Das sind diejenigen, die ihren Herrn verleugnen; das sind diejenigen, die Fesseln um ihre Hälse haben; das sind die Insassen des (Höllen)feuers. Ewig werden sie darin bleiben.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Taberî, ayette geçen 'yushabûne' (sürüklenirler) ifadesini, dünyada kitabı (Kur'an'ı) yalanlayanların kıyamet günü azap zebanileri tarafından kaynar suya (hamîm) sürükleneceği şeklinde açıklar. Hamîmin, sıcaklığı son noktasına ulaşmış, en yüksek derecede kaynayan su olduğunu belirtir. Ayrıca 'eğer şaşıyorsan' ifadesinin, öldükten sonra dirilmeyi, mükafat ve cezayı inkar edenlerin durumuna işaret ettiğini söyler.

يسحب هؤلاء الذين كذبوا في الدنيا بالكتاب زبانية العذاب يوم القيامة في الحميم، وهو ما قد انتهى حره، وبلغ غايته
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre burada Hz. Peygamber'e hitaben kâfirlerin öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden sözlerine duyulan taaccüp dile getirilmektedir; göklerin ve yerin yaratılması gibi büyük şeyleri yaratmaya güç yetiren ve bunu yaratırken aciz kalmayan bir varlık için yeniden diriltmenin en kolay ve en basit iş olacağından, onların bu inkârı şaşılacak şeylerden biri olarak nitelendirilir. Ayrıca 'أن كنا' ifadesinin dil bakımından iki farklı i'rab imkânı taşıdığı belirtilir: ya 'قولهم' kelimesinden bedel olarak merfû, ya da 'القول' fiiline bağlı olarak mansûb okunabilir.

لأن من قدر على إنشاء ما عدد عليك من الفطر العظيمة ولم يعي بخلقهن ، كانت الإعادة أهون شيء عليه وأيسره ، فكان إنكارهم أعجوبة من الأعاجيب
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî, ayetteki 'taaccüb etme' ifadesi hakkında üç görüş nakleder: İbn Abbas'a göre bu, Hz. Peygamber'in doğruluğuna hükmetmiş oldukları halde onu yalanlamalarına şaşırma anlamındadır; ikinci görüşe göre kendilerine ne fayda ne zarar verebilecek putlara tapmalarına, tevhid delillerini bildikleri halde şaşırmadır; üçüncü görüşe göre ise Allah'ın göklerin ve yerin yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde öldükten sonra diriltmeye kadir olamayacağını düşünmelerine şaşılması gerektiğidir. Râzî bu üçüncü görüşü, öldükten sonra dirilişi inkârın aslında Allah'ın kudretini, ilmini ve sıdkını inkâr anlamına geldiğini ve bunun da küfür olduğunu göstererek temellendirir.

فمن كانت قدرته وافية بهذه الأشياء العظيمة كيف لا تكون وافية بإعادة الإنسان بعد وهذا يدل على أن كل من أنكر البعث والقيامة فهو كافر
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayette Hz. Peygamber'e, kendisini doğru ve emin bilmelerine rağmen onu yalanlayan kişilerin öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmelerine şaşırması söylenmektedir; Allah için hakiki taaccüb düşünülemeyeceğinden bu ifadenin maksadı Peygamber ve müminleri bu inkâra şaşırtmaktır. Ayrıca bu şaşırmanın, yaratıcıyı kabul edip yeniden diriltmeyi inkâr etmelerine veya bizzat yaratıcıyı (Sâni') inkâr etmelerine yönelik olabileceği şeklinde iki farklı görüş de nakledilmektedir.

أي إن تعجب يا محمد من تكذيبهم لك بعد ما كنت عندهم الصادق الأمين فاعجب منه تكذيبهم بالبعث والله تعالى لا يتعجب ولا يجوز عليه التعجب لأنه تغير النفس بما تخفى أسبابه وإنما ذكر ذلك ليتعجب منه نبيه والمؤمنون
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayet, müşriklerin öldükten sonra dirilmeyi (meâd) inkâr etmelerinin tutarsızlığını gösterir; onlar Allah'ın yaratma kudretine dair delilleri gözlemledikleri ve eşyayı yoktan yarattığını kabul ettikleri halde, yeniden yaratmayı yalanlamaktadırlar. Bu müfessire göre inkâr ettikleri şey, itiraf ettikleri şeyden daha az şaşırtıcıdır, bu yüzden onların bu tutumu asıl şaşılacak olandır.

وقد اعترفوا وشاهدوا ما هو أعجب مما كذبوا به فالعجب من قولهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayet, kâfirlerin öldükten sonra tekrar yaratılmayı (bâs) inkâr etmelerine ve bunu hayret verici bulmalarına cevap niteliğindedir; oysa insanı ilk defa yoktan yaratmaya kadir olan için tekrar yaratmak (iade) daha da kolaydır. Ayette sayılan kâinat delilleri hem ilk yaratılışın hem de yeniden dirilişin mümkün olduğuna işaret eder, çünkü bunlar Allah'ın ilim ve kudretinin kemaline ve maddenin O'nun tasarruflarına açık olduğuna delalet eder. Kâfirlerin Rablerine küfretmeleri, O'nun bâs (yeniden diriltme) üzerindeki kudretini inkâr etmelerinden kaynaklanır; bunlar boyunlarında dalalet ile bağlı, kurtuluşu ummayan ve ateşte ebedî kalacak kimselerdir.

فعجب قولهم حقيق بأن يتعجب منه فإن من قدر على إنشاء ما قص عليك كانت الإعادة أيسر شيء عليه

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayetteki 'taaccüp' ifadesinin, müşriklerin öldükten sonra dirilmeyi (meâd) inkâr etmelerine yönelik olduğunda birleşir. Ortak vurgu, ilk yaratılışa güç yetirenin yeniden yaratmaya da kadir olacağı, dolayısıyla bu inkârın akli bir tutarsızlık taşıdığıdır. Ayrıca Allah'a hakiki anlamda taaccübün isnad edilemeyeceği, bunun aslında Peygamber ve müminlere yönelik bir şaşırtma ifadesi olduğu noktasında da yakınlık vardır.

Unterschiede

Taberî daha çok dil ve azap tasvirine (hamîm, sürüklenme) odaklanırken, Zemahşerî i'rab imkânlarını öne çıkarır. Râzî üç farklı rivayet temelli görüşü sıralayıp akli istidlalle üçüncüsünü güçlendirir; Kurtubî benzer şekilde çoklu te'vil nakleder ama tercih belirtmez. İbn Kesîr ve Beydâvî ise meseleyi daha çok kozmolojik delillerle (yaratılış-yeniden yaratılış kıyası) temellendirir. Bu farklılıklar, dilbilimsel/belaği yönteme ağırlık verenlerle (Taberî, Zemahşerî) akli-kelami istidlale ağırlık verenler (Râzî, Beydâvî) arasındaki yöntem farkından kaynaklanır.

Historischer Kontext

Erken dönem (Taberî) daha çok nakil ve dil tahliline dayanırken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) kelami ve mantıki istidlal unsurları belirginleşmiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr ise bu iki eğilimi harmanlayarak hem rivayet hem akli çıkarımı bir arada sunar. Temel mesaj -inkârın akli tutarsızlığı- dönem boyunca sabit kalmış, sadece temellendirme yöntemi zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, ilim ile iman arasındaki uyumu düşünmeye davet eder: evrendeki yaratılış düzenini kabul edip bundan hareketle daha büyük hakikatlere kapalı kalmak, bugün de üzerinde durulmaya değer bir tutarlılık meselesidir. Ayrıca akıl yürütme ile teslimiyet arasında sabırlı ve derinlikli bir düşünme çabası, çağımızda da yapıcı bir zihinsel tutum olarak görülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben