أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ قُلْ سَمُّوهُمْ أَمْ تُنَبِّـُٔونَهُۥ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلْأَرْضِ أَم بِظَٰهِرٍ مِّنَ ٱلْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا۟ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ

“Ist denn Derjenige, Der über jeder Seele steht, (um ihr zu vergelten) für das, was sie verdient hat, (den Götzen gleich)? Und dennoch geben sie Allah Teilhaber. Sag: Nennt sie. Oder wollt ihr Ihm etwas kundtun, das Er auf der Erde nicht kennt, oder über offenkundige Worte? Nein! Vielmehr sind denjenigen, die ungläubig sind, ihre Ränke ausgeschmückt worden, und sie sind vom (rechten) Weg abgehalten worden. Wen Allah in die Irre gehen läßt, der hat niemanden, der ihn rechtleitet.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'ın bir kimseyi Kur'an'a iman ve tasdik konusunda yardımsız bırakıp saptırması durumunda, o kişi için Allah'tan başka doğru yola iletecek, muvaffak kılacak ve o yolda sebat ettirecek hiçbir hidayet edicinin bulunmadığını ifade eder. Yani hakka ulaştırma ve iman etme başarısı tamamen Allah'ın tevfikine bağlıdır; O'nun elinden alındığında kimse bu kişiye yardımcı olamaz.

يقول تعالى ذكره: ومن أضله الله عن إصابة الحق والهدى بخذلانه إياه، فما له أحد يهديه لإصابتهما، لأن ذلك لا ينال إلا بتوفيق الله ومعونته، وذلك بيد الله وإليه دون كل أحد سواه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ifade, Allah'a şirk koşanlara yönelik bir kınama ve delil getirmedir; onlara, her iyi ve kötü amel üzerinde gözetici olan Allah'a ortak koştukları varlıkları isimleriyle bildirmelerinin imkânsız olduğu hatırlatılır. 'أم' burada munkatı'a olup, 'bilakis, yerde bilmediği ortaklar mı haber veriyorsunuz' anlamına gelir; bu da Allah'ın ortağı olmadığının reddini ifade eder. Şirk isimlendirmesinin gerçekliği olmayan, sadece zahiri bir söz olduğu belirtilir.

ومعناه : بل أتنبؤونه بشركاء لا يعلمهم في الأرض وهو العالم بما في السموات والأرض ، فإذا لم يعلمهم علم أنهم ليسوا بشيء يتعلق به العلم ، والمراد نفي أن يكون له شركاء
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen ifade, Allah'ın bütün mümkün varlıklara kadir, bütün cüzî ve küllî bilinenlere âlim olduğunu, dolayısıyla nefislerin bütün hallerini bilip menfaat celbi ve zarar defi hususunda onların taleplerini gerçekleştirmeye kadir olduğunu anlatır. Buna karşılık müşriklerin ortak koştuğu putlar ne fayda ne zarar verebilen varlıklardır; bu yüzden metinde 'lillah' ifadesinin zamir yerine zahir isim olarak getirilmesi uluhiyyeti tekrar tekrar vurgulama ve açıkça beyan etme amacı taşır.

أنه تعالى قادر على كل الممكنات عالم بجميع المعلومات من الجزيئات والكليات وإذا كان كذلك كان عالما بجميع أحوال النفوس ، وقادرا على تحصيل مطالبها من تحصيل المنافع ودفع المضار
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre 'yaptıkları hiledir' ifadesi, kâfirlerin hilelerinin kendilerine süslü gösterilmesiyle ilgilidir; bu süsleme fiilinin öznesi hakkında iki görüş nakleder: cumhurun kıraatine göre bunu yapan Allah'tır, İbn Abbas ve Mücahid'in kıraatine göre ise fiil meçhul (edilgen) okunur. Ayrıca 'saddû' (saptırdılar/saptırıldılar) kelimesinin farklı okunuşlarına göre kaderin ispatı bakımından farklı anlamlar çıktığını, Sünnet ehli mezhebine göre bu fiillerin Allah'a nispet edilmesinin kader inancını desteklediğini belirtir.

وعلى قراءة الجماعة فالذي زين للكافرين مكرهم الله تعالى وقيل : الشيطان ويجوز أن يسمى الكفر مكرا لأن مكرهم بالرسول كان كفرا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ilahlık iddiasındaki putların yeryüzünde hiçbir varlığı ve gerçekliği yoktur; eğer varlıkları olsaydı Allah bunu bilirdi, çünkü hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Müşrikler bu putlara sadece zan ve batıl bir söz üzerine tapmış, onların fayda ve zarar verebileceğini zannederek onları ilah edinmişlerdir.

أي لا وجود له لأنه لو كان لها وجود في الأرض لعلمها لأنه لا تخفى عليه خافية قال مجاهد بظن من القول وقال الضحاك وقتادة بباطل من القول أي إنما عبدتم هذه الأصنام بظن منكم أنها تنفع وتضر وسميتموها آلهة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre âyet, her nefsin kazandığını gözetip bilen ve karşılığını asla eksik bırakmayan Allah ile, müşriklerin O'na ortak koştukları şeyler arasında bir mukayese yapmaktadır; ancak cümlenin haberi hazfedilmiştir ve takdiri 'öyle olmayan gibi değildir' şeklindedir. Müşriklerden bu ortakları isimlendirmeleri istenmekte, çünkü bunların ibadete layık herhangi bir vasfı bulunmadığı ve sadece boş bir isimlendirmeyle (hakikatsiz bir sözle) şirk koştukları vurgulanmaktadır. Küfredenlere hilelerinin süslü gösterilmesi ve doğru yoldan sapmaları da bu bağlamda açıklanmıştır.

والخبر محذوف تقديره كمن ليس كذلك. وجعلوا لله شركاء استئناف أو عطف على كسبت إن جعلت «ما» مصدرية، أو لم يوحدوه وجعلوا عطف عليه

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirler, Allah'ın her şeyi bilen ve gözeten tek gerçek ilah olduğu, buna karşın müşriklerin taptığı ortakların hiçbir gerçekliği, fayda-zarar verme gücü bulunmayan boş isimlendirmeler olduğu noktasında birleşir. Ayrıca hidayet ve saptırmanın nihai olarak Allah'a nispet edildiği vurgusu ortak bir zemin oluşturur.

Unterschiede

Taberî ayeti öncelikle hidayet-dalalet ve tevfik meselesi üzerinden dil tahliliyle açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî 'أm' harfinin munkatı'a oluşu ve hazfedilen haber gibi belağat inceliklerine odaklanır. Râzî konuyu Allah'ın ilim ve kudretinin kapsamlılığı üzerinden delillendirirken, Kurtubî kıraat farklılıklarını kader tartışmasına bağlar; İbn Kesîr ise rivayet ağırlıklı bir okumayla müşriklerin zan ve batıl inancına dikkat çeker. Bu farklar büyük ölçüde her müfessirin yönteminden (dil/belağat vs. rivayet vs. kelam) kaynaklanır.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel anlamı sabit kalmış, ancak zamanla yorum yöntemi dilbilimsel ve rivayet ağırlıklı yaklaşımdan daha sistematik belağat ve kelam tartışmalarına (kıraat farkları, kader meselesi, hazfedilen unsurlar) doğru genişlemiştir; bu da tefsir disiplininin zamanla derinleşen analitik boyutunu yansıtır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın gerçek faydayı ve zararı doğru kaynaktan bekleme bilincinin, ilim ile iman arasında bir çatışma değil bütünlük aramanın önemine işaret edebilir. Ayrıca boş zan ve temelsiz iddialara dayanmak yerine bilgiye ve gerçekliğe dayalı bir tutum, günlük hayatta hem ahlaki hem toplumsal ilişkilerde ihlas ve sağlam bir zemin arayışını hatırlatabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben