وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ وَلَا تَنقُصُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ إِنِّىٓ أَرَىٰكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ
“Und (Wir sandten) zu Madyan ihren Bruder Su'aib. Er sagte: "O mein Volk, dient Allah! Keinen Gott habt ihr außer Ihm. Laßt an Maß und Gewicht nichts fehlen! Ich sehe, es geht euch gut. Aber ich fürchte für euch die Strafe eines umfassenden Tages.” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre 'ilâ hînin' ifadesi, kendilerini tefhiften (ölçü-tartıda hile yapmaktan) müstağni kılacak geniş bir servet içinde görmesi anlamına gelir; ya da Allah'tan bir nimet içinde görmesi ki bu nimetin karşılığının yaptıklarının aksi olması gerektiği, ya da bir hayır içinde görmesi ki bunu üzerinde bulundukları davranışla kendilerinden gidermemeleri gerektiği anlamına gelir.
يريد : بثروة واسعة تغنيكم عن التطفيف . أو أراكم بنعمة من الله حقها أن تقابل بغير ما تفعلون . أو أراكم بخير فلا تزيلوه عنكم بما أنتم عليه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ölçü ve tartıda eksiklik iki şekilde olur: ya verirken hakkı eksik vermek ya da alırken hakkından fazlasını almak; her iki durumda da başkasının hakkında bir eksilme meydana gelir. Ayrıca kavmin bu davranıştan sakındırılmasının, fiyatların yükselmesi ve nimetin elden gitmesi tehdidiyle ya da zaten kendilerine bol nimet verildiği için bu hileye ihtiyaçları olmadığının hatırlatılmasıyla olduğu belirtilir. 'Muhît' (kuşatıcı) sıfatının zâhirde güne, mana itibariyle ise azaba ait olduğu, bunun bilinen bir mecaz olduğu da açıklanır.
والنقص فيه على وجهين : أحدهما : أن يكون الإيفاء من قبلهم فينقصون من قدره . والآخر : أن يكون لهم الاستيفاء فيأخذون أزيد من الواجب وذلك يوجب نقصان حق الغير
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre Medyen halkı küfürlerinin yanı sıra ölçü ve tartıda eksiklik (bahs ve tatfif) yapan bir topluluktu; satın alırken ölçüyü fazla alıp haksızlık ediyorlar, satarken ise eksik ölçüyle veriyorlardı. Bu yüzden hem şirkten dönmeleri için imana, hem de tatfifi bırakmaları için ölçüde vefaya çağrılmışlardır. Ayrıca 'muhît (kuşatıcı) gün' ifadesi, azabın onları çepeçevre kuşatacağı bir günü tasvir eder; bu azabın ahiretteki ateş azabı, dünyada topluca helak edilme veya fiyatların aşırı yükselmesi (kıtlık/gala) olduğuna dair farklı görüşler nakledilmiştir.
كانوا مع كفرهم أهل بخس وتطفيف كانوا إذا جاءهم البائع بالطعام أخذوا بكيل زائد واستوفوا بغاية ما يقدرون عليه وظلموا وإن جاءهم مشتر للطعام باعوه بكيل ناقص وشححوا لع بغاية ما يقدرون
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, bu ifadenin dünya hayatındaki geçim ve rızık nimetiyle ilgili olduğunu belirtir. Kavmin Allah'ın haram kıldığı şeyleri çiğnemesi (mahârim'i çekmeleri) sebebiyle sahip oldukları bu nimetin ellerinden alınmasından korkulduğunu ifade eder. Ayrıca sözün âhiret hayatına da işaret ettiğini vurgular.
أي في معيشتكم ورزقكم وإني أخاف أن تسلبوا ما أنتم فيه بانتهاككم محارم الله أي في الدار الآخرة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayet Medyen halkına önce tevhid emredilmiş, ardından âdet edindikleri ölçü ve tartıda eksiklik yapma (bahs) yasaklanmıştır; çünkü bu davranış adaleti bozan ve karşılıklı alışverişin hikmetine aykırı bir uygulamadır. 'Sizi hayır/bolluk içinde görüyorum' ifadesi, onların ya bu eksiltmeye ihtiyaç duymayacak kadar zengin oldukları, ya da şükür gerektiren bir nimete sahip oldukları, ya da mevcut genişliği kaybetmemeleri gerektiği anlamına gelir ve bu durum yasağın gerekçesi olarak sunulur. Kuşatıcı azap günü ifadesi ise kıyamet günü veya helak azabı olarak yorumlanmış, günün 'kuşatıcı' sıfatıyla nitelenmesi azabın o günü kapsamasından kaynaklanmaktadır.
أمرهم بالتوحيد أولا فإنه ملاك الأمر ثم نهاهم عما اعتادوه من البخس المنافي للعدل المخل بحكمة التعاوض
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin Medyen halkının ölçü-tartıda hile (tatfif/bahs) yapmasıyla ilgili olduğunda birleşir; 'sizi bir nimet/bolluk içinde görüyorum' ifadesinin bu hileye ihtiyaç bırakmayacak zenginlik veya şükür gerektiren nimet anlamına geldiği, ve 'kuşatıcı gün' ifadesinin gelecek azabı tasvir ettiği hususunda da ortak bir eğilim vardır.
Unterschiede
Zemahşerî ve Beydâvî ifadeyi daha çok dil ve belâgat açısından çözümleyip birden fazla anlam ihtimalini sıralamakla yetinirken, Râzî mecaz kullanımına dikkat çekip rivayeti de işin içine katar. Kurtubî rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla azabın dünyevi/uhrevi farklı biçimlerini (kıtlık, toplu helak, ahiret ateşi) ayrıntılandırır. İbn Kesîr ise ifadeyi bağlamsal olarak dünya nimetinin kaybı ile ahiret hayatına işaret şeklinde iki boyutlu okur; bu farklar büyük ölçüde müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (dilbilimci-belâgatçı yaklaşım ile rivayet/hadis merkezli yaklaşım arasındaki fark) kaynaklanır.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessiri Zemahşerî meseleyi dilsel imkanlar üzerinden çok anlamlı bırakırken, sonraki müfessirler (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) bu dilsel temele rivayetleri ve bağlamsal ayrıntıları ekleyerek yorumu zenginleştirmiş; İbn Kesîr ise nimet-sorumluluk ilişkisini daha somut bir bağlamla ifade etmiştir. Temel anlam çizgisi (nimetin hilekârlığa değil şükre vesile olması gerektiği) dönemler boyunca sabit kalmış, sadece açıklama yöntemi ve ayrıntı derecesi değişmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, sahip olunan imkan ve bolluğun haksız kazanç veya hile için bir fırsat değil, şükür ve dürüstlükle sorumluluk gerektiren bir emanet olduğunu hatırlatır. Günlük hayatta alışveriş, ticaret ve toplumsal ilişkilerde adalet ve dürüstlüğün korunması, hem bireysel ahlakın hem de toplumsal güvenin temelini oluşturur. Bu bağlamda ayet, ilim ve iman bilinciyle yürütülen adil bir yaşamın, toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak okunabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben