قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ

“Musa sagte: "Sagt ihr denn von der Wahrheit, nachdem sie zu euch gekommen ist: ,Ist das etwa Zauberei? Aber den Zauberern wird es nicht wohl ergehen."” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayetteki istifham elifinin (أ) neden geldiği konusunda dilcilerin ihtilafını aktarır. Basra ve Kûfe dilcilerinin görüşlerini zikrettikten sonra kendi tercihini belirtir: burada söylenen sözün (mekulün) hazfedilmiş olduğunu, Musa'nın sözünün Firavun ve topluluğunun hakka 'sihir' demelerini reddetmek amacıyla söylendiğini savunur. Ona göre asıl anlam 'bu gördüğünüz hak, sihir midir?' şeklindedir ve ilk 'sihir' kelimesi, Musa'nın sözünün delaletiyle anlaşıldığı için hazfedilmiştir.

وأولى ذلك في هذا بالصواب عندي أن يكون المقول محذوفا، ويكون قوله: من قيل موسى منكرا على فرعون، وملئه قولهم للحق لما جاءهم سحر
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, ayetteki ifadenin 'siz beni ayıplıyor ve dilinize doluyorsunuz, halbuki bana itaat edip beni yüceltmeniz gerekirdi' anlamına geldiğini belirtir. 'Lituleftitanâ' ifadesini 'bizi (atalarımızın yolundan) çevirmek istiyorsunuz' şeklinde açıklar ve bunu Musa-sihirbazlar kıssasındaki 'sihri iptal edecek' ifadesiyle ilişkilendirir. Ayrıca 'sihran' kelimesinin neden önce belirsiz (nekre) sonra belirli getirildiği sorusuna, belirsizliğin muzâf ileyh'e (kelimenin eklendiği isme) ait olduğu, kelimenin kendisine ait olmadığı cevabını verir.

فإن قلت : فلم نكر أو لا وعرف ثانيا ؟ قلت : إنما نكر من أجل تنكير المضاف ، لا من أجل تنكيره في نفسه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Râzî, Firavun sihirbazlarının Hz. Musa'nın mucizesine karşı 'sihir' iddiasının, gerçek bir dönüşüm olmayıp sadece hayal ve göz boyama (tahyîl ve tamvîh) türünden bir şey olduğunu belirtir. Asânın yılana dönüşmesi ve denizin yarılması gibi olaylar ise zorunlu olarak (bi'd-darûre) bilinir ki tahyîl ve tamvîh kabilinden değildir; dolayısıyla bunların sihir olmadığı sabit olur.

يعني أن حاصل صنعهم تخييل وتمويه وأما قلب العصا حية وفلق البحر ، فمعلوم بالضرورة أنه ليس من باب التخييل والتمويه فثبت أنه ليس بسحر
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayette bir hazif (öğe düşürme) vardır; asıl anlam 'sizler hakka "bu bir sihirdir" mi diyorsunuz?' şeklindedir, fakat onların ilk sözleri hazfedilip ikinci inkâr cümlesiyle yetinilmiştir. Ahfeş'e göre ise ayetteki 'estifham elifi' onların söylediği sözün aynen hikaye edilmesidir; yani onlar zaten 'أسحر هذا' demişlerdir ve bu, kendilerine hitaben tekrar aktarılmıştır.

قيل : في الكلام حذف المعنى : أتقولون للحق هذا سحر ف أتقولون إنكار وقولهم محذوف أي هذا سحر ثم استأنف إنكارا آخر من قبله فقال : أسحر هذا فحذف قولهم الأول اكتفاء بالثاني من قولهم منكرا على فرعون وملئه وقال الأخفش : هو من قولهم ودخلت الألف حكاية لقولهم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, bu ayette geçen ifadeyi 'katladık, ikiye büktük' anlamında açıklamaktadır; yani ayette kastedilen anlam bir şeyin katlanması, dürülmesi eylemidir.

أي تثنينا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî bu ayette 'أتقولون للحق لما جاءكم إنه لسحر' ifadesindeki hazfi ve îrab ihtimallerini tartışır; 'lima câekum' ile 'ennehu lesihr' arasındaki mahzuf mekulü'l-kavlin öncesindeki delaletle takdir edildiğini, 'e sihrun hâzâ' takdirinin ise caiz olmadığını belirtir. Ayrıca 'ولا يفلح الساحرون' ifadesinin Musa'nın kendi sözünün tamamı olabileceğini, bunun sihrin batıl olmadığına delalet ettiğini; ya da kâfirlerin sözünün tamamı olup 'sihir ile felah mı arıyorsun, sihirbazlar felah bulmaz' anlamında söylenmiş olabileceğini açıklar.

فحذف المحكي المقول لدلالة ما قبله عليه، ولا يجوز أن يكون. أسحر هذا لأنهم بتوا القول بل هو استئناف بإنكار ما قالوه

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Zemahşerî, Kurtubî ve Beydâvî ortak biçimde ayeti dil/nahiv ve belağat düzleminde ele alıp cümlede bir hazif (mekulü'l-kavlin bir kısmının düşürülmesi) bulunduğunu, asıl anlamın 'bu hakka sihir mi diyorsunuz' şeklinde takdir edilmesi gerektiğini savunurlar; istifham elifinin işlevi ve hazfedilen unsurun ne olduğu üzerinde nahiv tartışması yürütürler.

Unterschiede

Taberî hazfi Musa'nın 'sihir' iddiasını reddetme amacına bağlarken, Kurtubî Ahfeş'in farklı görüşünü de aktararak elifin sözün aynen hikaye edilmesi olabileceğini ekler; Zemahşerî ise ayrı bir ifadeye ('lituleftitanâ') odaklanıp nekre-marife meselesini dilbilimsel açıdan çözümler; Beydâvî hazif ve îrab ihtimallerini daha ayrıntılı sözdizimsel biçimde tartışıp cümlenin kime ait olduğu (Musa'ya mı kâfirlere mi) sorusunu da gündeme getirir. Râzî ise dilden ziyade akli-mantıksal bir yaklaşımla sihir ile mucize arasındaki farkı, zorunlu bilgi kavramı üzerinden temellendirir. İbn Kesîr'in açıklaması ise bambaşka bir kelimenin lügat anlamına (katlama/bükme) dairdir, dolayısıyla diğerleriyle doğrudan kıyaslanamaz; bu farklılık muhtemelen aktarılan ayet parçasının veya bağlamın farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî'den itibaren dil ve hazif merkezli yöntem sabit kalmış; Zemahşerî ve Beydâvî belağat inceliklerini derinleştirerek nahiv tartışmasını sürdürmüş, Kurtubî farklı dilci görüşlerini (Ahfeş) sentezlemiş, Râzî ise kelam ve mantık unsurunu ekleyerek meseleye akli bir boyut katmıştır. Yöntem çeşitliliği zamanla artmış olsa da temel dilbilimsel soru (hazif ve takdir) tüm dönemlerde merkezî kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırma, ilim ile iman arasındaki uyumun nasıl temellendirilebileceğine dair bir örnek sunar; çünkü müfessirler gerçek bir mucize ile göz boyayan bir gösteri arasındaki farkı akıl ve dil yoluyla ayırt etmeye çalışmışlardır. Günümüzde de bir konuyu değerlendirirken sözün bütününü dikkatle anlamaya çalışmak, aceleci yargılardan kaçınmak ve meseleleri sabırla, çok yönlü incelemek yapıcı bir tutum olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben