مَٰلِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ

“dem Herrscher am Tag des Gerichts.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metin 'mâliki yevmi'd-dîn' ifadesindeki 'dîn' kelimesini hesap ve amellere göre karşılık verme (mücazat) olarak açıklar. Taberî'ye göre 'melik' kıraati, 'mâlik' kıraatine tercih edilir; çünkü bu, Allah'ın kıyamet gününde mülkün tamamen ve halis bir şekilde kendisine ait olduğunu, dünyadaki zorba hükümdarların aksine o gün hiç kimsenin O'nunla birlikte hüküm sahibi olmayacağını ifade eder. Selef müfessirlerinden gelen rivayetler bu görüşü destekler.

فتأويل قراءة من قرأ ذلك: (ملك يوم الدين) أن لله الملك يوم الدين خالصا دون جميع خلقه الذين كانوا قبل ذلك في الدنيا ملوكا جبابرة ينازعونه الملك ويدافعونه الانفراد بالكبرياء والعظمة والسلطان والجبرية
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'mâliki yevmi'd-dîn' ifadesi kıyamet gününe işaret eder ve o gün Allah'ın hiçbir kimseye dünyadaki gibi bir mülk/tasarruf yetkisi vermeyeceğini bildirir. Bu, insanları o gün ancak iyilik ve itaatin fayda vereceğine, mal, evlat, yardımcı ve şefaatçilerin ise fayda vermeyeceğine dair büyük bir uyarı (vaîd) taşır. Ayrıca 'Rab' ile 'Mâlik' lafızlarının farklı izafetlerle kullanılmasının tekrar gerektirmediği dil tahlili ile açıklanmıştır.

وهو وعيد عظيم من حيث إنه عرفهم أنه لا يغني عنهم إلا البر والطاعة يومئذ دون سائر ما كان قد يغني عنهم في الدنيا من مال وولد وأعوان وشفعاء . قال الواحدي : والمعنى أن الله تعالى لم يملك في ذلك اليوم أحدا شيئا من الأمور ، كما ملكهم في دار الدنيا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre 'yevmü'd-dîn' ceza ve hesap günüdür, kulların amelleriyle karşılık göreceği gündür. İbrahim'in bu şekilde af dilemesi, kendisinin bağışlanmış olduğunu bilse dahi kulluğunu ortaya koymak amacıyladır. Ayrıca zikrin tekrarı, meselenin önemini vurgulamak (ta'zim) içindir.

وهذا من إبراهيم إظهار للعبودية وإن كان يعلم أنه مغفور له وفي صحيح مسلم عن عائشة قلت يا رسول الله : بن جدعان كان في الجاهلية يصل الرحم ويطعم المسكين فهل ذلك نافعه قال : ( لا ينفعه إنه لم يقل يوما رب اغفر لي خطيئتي يوم الدين
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre 'mâlik' kelimesi mülk kökünden gelmektedir ve 'yevmi'd-dîn' ifadesi kıyamet günü, yaratılmışların amellerine göre hesaba çekildikleri gün olarak açıklanır. O gün hiç kimsenin dünyadaki gibi bir mülke sahip olamayacağı, bu mülkün tamamen Allah'a ait olacağı belirtilir. Ayrıca müfessir, Kur'an okurken tertîl yapmanın ve sesi güzelleştirmenin müstehap olduğuna dair çeşitli hadisleri nakletmektedir.

لا يملك أحد في ذلك اليوم حكما كملكهم في الدنيا قال ويوم الدين يوم الحساب للخلائق وهو يوم القيامة يدينهم بأعمالهم إن خيرا فخير وإن شرا فشر إلا من عفا عنه
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî 'mâlik/melik yevmi'd-dîn' ifadesindeki kıraat farklarını ele alır; 'mâlik' okuyuşunu Haremeyn ehlinin kıraati olması ve 'limeni'l-mülkü'l-yevm' âyetiyle desteklenmesi sebebiyle tercih eder. Ayrıca mâlik ile melik arasındaki anlam farkını açıklar: mâlik mülk edindiği aynlarda dilediği gibi tasarruf eden, melik ise emir ve nehiyle emrolunanlarda tasarruf edendir. Yevmi'd-dîn tamlamasının izafeti ise ya o günün tazimi ya da Allah'ın emrinin o günde tek başına geçerli olmasına işaret eder.

وهو المختار لأنه قراءة أهل الحرمين ولقوله تعالى: لمن الملك اليوم؟

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'yevmi'd-dîn' ifadesini kıyamet/hesap günü olarak yorumlar ve o gün Allah'ın mülk/hükümranlığının mutlak, halis ve dünyadaki beşerî iktidarlardan farklı olduğunu, kimsenin O'nunla ortak tasarruf yetkisine sahip olmayacağını vurgular. Ayrıca çoğu (Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî) 'mâlik/melik' kıraat farkını ele alıp dilsel-belaği tahlile başvurur; Kurtubî ve Taberî selef rivayetlerine (İbn Abbas vb.) atıfta bulunur.

Unterschiede

Taberî 'melik' kıraatini tercih ederken, Beydâvî tam tersine 'mâlik' kıraatini Haremeyn kıraati olması ve başka bir ayetle desteklenmesi sebebiyle öne çıkarır; bu, kıraat tercihinde ekol/bölgesel farklılığı yansıtır. Râzî ve Beydâvî meseleye daha çok dil/belağat ve kelâmî-mantıksal analizle (izafet, tekrarın anlamı, mâlik-melik ayrımı) yaklaşırken, Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntem izler. Kurtubî ise farklı olarak konuyu bir hadis rivayeti (İbn Cüd'ân kıssası) üzerinden ahlaki/kulluk bağlamına taşır ve zikrin tekrarını ta'zim olarak yorumlayarak özgün bir vurgu katar. Râzî ayrıca ayetin 'vaîd' (uyarı) boyutunu öne çıkarır ki bu diğerlerinde bu kadar belirgin değildir.

Historischer Kontext

En erken dönem temsilcisi Taberî'de rivayet (selef nakilleri) merkezi konumdadır ve kıraat tercihi de bu rivayetlerle desteklenir. Zaman ilerledikçe Râzî ve Beydâvî gibi müfessirlerde dil/belağat ve kelâmî istidlal yöntemi daha sistemli ve baskın hale gelir; Beydâvî'de kıraatler arası tercih gerekçesi olarak başka ayetlerle istişhad (Kur'an'ın Kur'an'la tefsiri) daha belirgin bir teknik olarak öne çıkar. Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise rivayet ile dirayet yöntemi bir arada, dengeli şekilde kullanılır; bu da fıkıh ve hadis ağırlıklı bir tefsir geleneğinin daha sonraki döneme yansımasıdır. Temel anlam (kıyamet gününde mutlak ilahi hükümranlık) tüm dönemlerde sabit kalmış, fakat bu anlama ulaşma yöntemi ve kıraat tercihi zamanla ekol ve üsluba göre çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, insanın günlük hayatta kazandığı makam ve gücün geçici olduğunu, asıl hesabın tek ve mutlak bir adalet karşısında verileceğini hatırlatarak kişiyi tevazu ve sorumluluk bilincine davet eder. Günümüzde bireysel ve toplumsal ilişkilerde adaletli davranma, kibirden uzak durma ve yaptıklarımızın bir gün hesabının sorulacağı şuuruyla hareket etme konusunda ahlaki bir denge sunabilir. Ayrıca farklı okuma biçimlerinin (mâlik/melik) aynı temel hakikate işaret etmesi, ilim geleneğinde çeşitliliğin hoşgörüyle karşılanabileceğine dair ihtiyatlı bir örnek teşkil edebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben